Tarihi Kilikya, Çukurova’nın Bölge Müzesi…

Adil Çulhaoğlu 31/12/2019 23:40
Tarihi Kilikya, Çukurova’nın Bölge Müzesi…
Adana Müzesi

Son günlerde dizilerde tanımaya başladığımız Adana’nın tarihi geçmişi içinde de paylaşılması zamanı geldiğini düşünerek Öğrenciliğimin geçtiği 1970’li yıllarda Ankara-Kadirli arasında yaptığımız otobüs yolculuklarında, ‘Adana Bölge Müzesi’ levhasını okuyarak müze binası önünden bitişiğindeki otogara sayısız defalar girip çıktığımızı unutmuyorum. Müzeyi ziyaret etmek düşüncemizde olmasına rağmen, gidiş gelişimizin ya sabahın erken saatlerinde, ya da akşamın geç saatlerinde olması, nedeniyle mümkün olamamıştı.
 


Üniversite yıllarını arkada bırakıp memuriyetimin ilk yıllarında atandığım Mersin Müzesinde çalışmaya başladığımda müzelerin tarihi zengin birikimiyle tanışabilmiştim. Kadirli-Karatepe Aslantaş Açıkhava Müzesinde görev yapmaya başlayınca, Bölge Müzesi ilk uğradığım, daha sonraları da çıkamadığım yer haline geldi. Arkeolog arkadaşların arazi ve kazı çalışmalarına gönüllü olarak katılmak, buluntuları ilk keşfedenler arasında olmak, buluntuların tarihlendirilmesi konusunda yapılan yorumları dinlemek, o heyecanı duymak müthiş haz veriyordu. Artık Müzeler, gittiğim kentlerde uğradığım ilk yerlerin başında gelmeye başlamış, gezdikten sonra çalışanlarla sohbet ediyordum.

Yıllar sonra, Torosların geçit verdiği tek yeri, Gülek Boğazını aşarak, ismi ilk kez M.Ö l650 yıllarına ait Boğazköy’de bulunan bir metinde ‘Uru Adania’ olarak karşımıza çıkan Çukurova’nın kalbine yeniden ulaştım.  Yolda; Hancı şiirinden aklımda kalan “Ulukışla yolunda Niğde’yi geçtim uzaktan göründü Bor yavaş yavaş” dizelerini, Almanların Hicaz demiryolu için kurdukları Belemedik Şantiye Köyünü’nün tünel ve köprülerden oluşan demiryolu mimarisinin emsalsiz eserleri arasında sayılan yapıları hayal ettim. Buraların birer kış turizmi merkezi ve demiryolu dostlarının yeni seçenekleri arasında olması gerektiğini düşünerek ulaştığım Adana’da Otogar yerinde yoktu, taşınmış ama müze yine aynı yerindeydi. Seyhan nehri kıyısı uzun bir park haline getirilmiş, yürüyüş yolları yapılmış, yeşillikler arasında Ortadoğu’nun en görkemli camisi bütün ihtişamıyla yükseliyordu.

Selçuklar Döneminde Dulkadiroğlularının Kahramanmaraş Kalesinde geç Hitit eserlerini biriktirmeye başlamalarına uzanan ülkemiz müzecilik tarihinde,1846 yılında Tophane-i Amire Müşiri Fethi Ahmet Paşa, İstanbul Aya İrini Kilisesinde ilk müzenin temelin atmış,1881’de Osman Hamdi Bey’in Müze Müdürlüğü’ne getirilmesiyle Asar-ı Atik Nizamnamesinin hazırlanarak, yurtdışına eserlerin çıkışı yasaklanmıştır. Çinili Köşk’te İstanbul Arkeoloji Müzesi ve Konya ile  Bursa Müzeleri kurulduğu Müzecilik tarihimizde, Kurtuluş Savaşı yıllarında  9 Eylül 1920’da göreve başlayan hükümetin ilk yapacağı işler arasında eski eserlerin derlenmesi ve müzeler kurulması konusu yer almış müzelerin açılmasına, Atatürk’ün direktifiyle 1921’de Ankara Kalesi içindeki Akkale’de Eti Müzesi ve 1923 yılında Etnografya Müzesi’nin kuruluşuyla devam olunmuştur.

Tarihin Kilikya’sı, günümüz Çukurova’sının, 1924 yılında Cafer paşa Medresesinde tek müzesi olarak açılan,1950 ‘de şu anki Etnografya Müzesi binasına ve ardından 1972 yılında hâlihazırdaki binasına taşınmış Adana Müzesi de ülkemizin ilk müzelerinden biridir. Arkeologlarca bölgede ortaya çıkarılan buluntuları barındıran ve tarihin yapraklarını genç kuşaklara aktarma görevini yıllardır yapan müzeyi ziyaret etmeden geçmek olmazdı.’ Bölge Müzesi’ levhası gitmiş, sadece ‘Müze’ yazısı kalmıştı, ama koçbaşlı bilezik arması yerinde duruyordu. Müzedeki değişiklikleri görmek için sabırsızlanıyordum.
 
Paleolitik, Neolitik, Kalkolitik, Tunç, Grek, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait eserlerin sergilendiği Müzeye girişte Hitit Kapı Aslanı ile Augustus Heykeli her zamanki gibi selamlıyordu ziyaretçileri. Giriş alt salonda roma dönemi Augusta Lahitti,1958 yılında Tarsus’ta bulunarak müzeye getirilen Akhilleus Lahitleri dikkat çekiyordu. Anavarza’da bulunan gümrük tarifesini içeren mermer blok dikkat çekici.

Listede neler yok ki… Sarımsak, Tarçın, Çemen ve Salça… gibi malzemelerin gümrük vergilerini gösteren uzun bir liste. Sağa dönüp taş eserleri salonuna giriyorum. İki boğanın çektiği savaş arabası üzerinde bazalt taştan yapılma geç Hitit dönemi fırtına tanrısı Tarhunda’nın heykeli heybetiyle karşımda. Roma ve arkaik dönemi heykeller ile Hitit dönemi bazalt stelleri arasında Adana Taşköprü kitabesini görüyorum.



Dönüp, merdivenlerden çıkınca Gaziantep’te bulunan; sevgi, üretici güç, güzellik etrafında barındıran M.Ö 30 yılına ait Aphrodit Heykeli’nin yanında duvardaki antik dönem Kilikya’yı gösteren haritayı inceliyorum. Denizden çıkarılan Romalı  senatörün bronz heykelini geçip, Paleolitik’ten Osmanlı’ya kadar cam,pişmiş toprak,bronzdan yapılma eserlerin kronolojik olarak yer aldığı vitrinlerde,Mersin Yumuktepe’den getirilen pişmiş topraktan yapılma  el yapımı Tunç çağı(M.Ö2000-1200) dönem çocuk arabası ile çeşitli mutfak araç gereçleri,Finike cam eserleri, buhurdanlık ve ryhtonlar,mühürler, Selçuklu ve Osmanlı dönemleri duvar çinileri gibi eserlerin arasında  Lir çalan Orfeus’un resmedildiği roma dönemi mozaik dikkat çekiyor.
 
Adana civarında çeşitli höyüklerden çıkarılan, Küçük bronz heykeller, çeşitli taşlardan yapılma aletler ile silindir ve yuvarlak mühürler, cam sürahi gibi eserlerin sergilendiği salonda altın takılar yanında atletler için yapılmış altın kaplama’ ter silme’ aleti Adana’nın sıcaklarında terlediğimiz günleri aklıma getirdi. Bitişik salonda ağırlıklı olarak Grek, Bizans, Roma Osmanlı sikkeleri ile çeşitli altın takılar, yüzük taşları sergileniyor.

Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol hattının ülkemiz topraklarından geçen 1076 kilometrelik kısmında yapılan yüzey çalışmaları sonucu saptanan 372 arkeolojik alanın Adana Müzesi görev alanına giren Adana’da 33’ü, Osmaniye’de 15 olmak üzere 48 yerde yürütülen kurtarma kazılarıyla elde edilen eserler için ayrı bir salon düzenlenmiş. Bunlar arasında Tecirli Mahallesinde kazılan 16 kaya mezarından çıkarılan Yüceören Nekropol Buluntuları adı verilen eserler arasında altın, bronz, demirden yapılma küpeler, bilezik, boncuk, seramik kaplar, kandiller başlıcaları. Ama at üzerinde güneş biçimli başlık taşıyan çocuk binicinin tasvir edildiği pişmiş toprak heykelcik ise, bu bölümün en önemli ve ilginç eseri olarak kendini fark ettiriyor.



Müzeye girerken uzaktan gördüğüm sıra sıra dizili küpleri gördüğüm bahçeye giriyorum. Çeşitli figürlerin işlendiği büyüklü küçüklü birçok mezar stelli arasında balık motifli olan ile ay yıldızlı mezar stelleri kendini fark ettiriyor. Bir sundurmanın altında geç Roma dönemine ait sergilendiği ostothek’lerin bölümüne ulaşıyorum.   Mermer, kalker, taştan veya pişmiş topraktan kare ve dikdörtgen biçiminde yapılma, üzerinde dönem inancına süslemelerin bulunduğu ve yakılan ölülerin kemik ile külleri saklamak için kullanılmış olan bu kaplar Anamur’dan müzeye getirilmiş. Karşıda siyah kaideler dikkatimi çekiyor. Gaziantep ve Kahraman Maraş’tan Müzeye getirilen geç Hitit dönemi (M.Ö 11–8) av, ziyafet, adak adama, tapınma gibi dönemin yaşamından kesitlerin yansıtıldığı sahnelerin işlendiği kabartmaların yer aldığı bazalt kaideler bunlar.


Küplerin arasında bankaların birine oturup, çektiğim fotoğrafları kontrol etmeye başlıyorum. ’Hoş geldin’ sesiyle fotoğraflara veda ediyorum. Müzenin Müdürü dostum Kazım Tosun karşımda.’Toplantı yeni bitti’ diyor, ‘benim de çalışmam bitti’ diyorum ve yıllar önce olduğu gibi çay eşliğinde sohbete dalıyoruz.

Konya ve Kayseri’den kuzeyden gelip Torosların tek geçit verdiği Gülek Boğazını aşarak Adana’ya ulaşan yol, Kargamış’tan Amanos dağlarını aşıp Anavarza ve Yılan kale, Misis üzerinden Adana’ya ulaşan yol ile Hititler döneminde Kayseri’den Hanyeri, Tufanbeyli, Saimbeyli Feke, Kozan ve Adana’dan Yumurtalık’a uzanan yol olmak üzere Adana’nın üzerinden geçen 3 antik yolun olduğunu ve tarih boyunca yolları kullananlar ile yerleşik çok çeşitli medeniyete mensup insanların bıraktığı kültürel mirasın Müzenin zenginliğini oluşturduğunu öğreniyorum Kazım Tosun’dan.

Yıllar içersinde, Hatay, Gaziantep, Şanlıurfa, Mersin, Tarsus, Anamur,  Kahramanmaraş gibi şehirlerimizde yeni müzeler açılmasıyla bölge müzesi olmaktan çıkan Adana Müzesi,  sahip olduğu Anamur’dan Van’a uzanan geniş bir bölgeden gelen eserlerin oluşturduğu zengin koleksiyonu ile bugün  ‘bölge müzesi’ ünvanına sahip olmayı sürdürüyor; Adana’yı, Çukurova’yı bir başka gözle tanımak isteyenleri bekliyor.

   
 

 

Önemli haberleri kaçırma!

E-posta bültenine abone ol:

Merak etme spam mailler gelmeyecek.