İzmir’in 30 ilçesi: Gezi gözlem ve deneyimlerim

İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Turizm Rehberliği Tezsiz Yüksek Lisans programında “Bilimsel Araştırma Yöntemleri ve Etik” dersine giren hocamız Prof. Dr. Volkan Altıntaş, 2025 Eylül ayının sonlarında, henüz ilk derslerden birinde sınıfa ilginç bir soru yöneltti: İzmir’in toplamda kaç ilçesi var? Sınıftan gelen birkaç yakın tahminin ardından Volkan Hoca, sorusunu kendi cevapladı: “Arkadaşlar, İzmir’in toplamda tam otuz ilçesi var. Dolu dolu, dikkat çeken bir sayı otuz.

Selçuk Ermumcu Selçuk Ermumcu 16/03/2026 18:48
İzmir’in 30 ilçesi: Gezi gözlem ve deneyimlerim

Bu sınıftan her kim 10 Ocak 2026’ya kadar İzmir’in otuz ilçesinin tümüne gider ve gittiği ilçelerde turizm paydaşları ile tanışırsa benim dersimdeki bütün sınavlardan muaf olacak.” Tüm ilçeler ziyaret edilip turizm paydaşları ile tanıştıktan sonra ödevin ne şekilde sunulacağını da tamamen inisiyatifimize bıraktı Volkan Hoca. Ödevin konusu hepimizin dikkatini çekti. Hocanın, şimdiye kadar bu projeyi yalnızca iki üç öğrencinin yapabildiğini söylemesi de zaten oldukça motive ve rekabete açık halde olan sınıf için ödevi daha da çekici hale getirdi. Ben de on dört yıldır İzmir’de yaşamama rağmen bir şekilde yolumun düşmediği ve görme fırsatı bulamadığım ilçelerin var olduğunu hatırladım ve üç aydan biraz daha uzun bir sürede otuz ilçeyi de hakkını vererek gezmenin planlarını yapmaya başladım.

Hemen aynı haftanın sonunda vakit kaybetmeden nişanlım Cemre ile beraber Karaburun İlçesi’ni ziyaret ederek ödeve başladık. Karaburun’un ücra köylerini ve güzel koylarını dolaşıp birçok fotoğraf çektik. İskele mahallesinde restoran işletmecileri ile tanışıp notlar aldık. Ödevin geri kalanında nasıl bir yol izleneceği de kafamızda şekillenmiş oldu.  Bir nevi “göç yolda düzülür” diyerek ödevin konseptini yolda belirledik. Gideceğimiz ilçelerde mümkün olduğunca yerel unsurların ön planda olduğu işletmelere uğrayıp tanıştığımız turizm paydaşlarıyla işlettikleri mekan, bulundukları ilçe ve turizmle etkileşimleri hakkında konuşmaya karar verdik. Sonrasında bunları yazıya döküp çektiğimiz fotoğraflarla beraber dergi formatında bastırdık. Gittiğimiz bütün ilçelerde benzer yolu izlemeye çalıştık. Ziyaret edeceğimiz işletmeleri ve tanışacağımız turizm paydaşlarını belirlerken tam bir objektif kriter belirlemedik. Ancak kitlesel turizmden ziyade alternatif turizme katkı sağlayan, mümkün olduğunca bulunduğu ilçeyle bağlantılı ve yerel unsurları ile ön plana çıkan işletmelere ve kişilere öncelik vermeye dikkat ettik. Farz-ı misal Karaburun’da balıkçılarla, Tire’nin tarihi Kutu Han’ında kazaziye ustalarıyla, Alaçatı’da butik otel işletmecileriyle tanışırken, Selçuk’ta bir turizm rehberi hocamızla Bayraklı’da ise sağlık turizmi alanında hizmet veren bir otelin müdüresiyle sohbette bulunduk.

HİKAYESİ OLAN MEKANLARIN AYRI BİR YERİ VAR

Turizmle bağlantılı birçok farklı sektörden yüzden fazla paydaşla tanışarak fotoğraf çekip notlar aldık. Bunların içinde otel ve restoran işletmecileri ağırlıkta olmak üzere, yerel esnaf, zanaatkarlar, ilçe sakinleri, akademisyenler, arkeologlar, belediye ve bakanlık çalışanları, hatta bir ilçe belediye başkanı, turizm lisans ve yüksek lisans öğrencileri, yurtdışından turizm elçileri, müze çalışanları, tur rehberleri gibi turizme çok farklı açılardan bakan birçok paydaş mevcut. Saydıklarımızın içinde özellikle “bir hikayesi olan” mekanlar ve aile işletmeleri ise ayrı bir öneme sahip.

Bu ödevi yaparken başımızdan geçen bazı olaylar bizim için önemli bir tecrübe niteliğindeydi. Bu tecrübelerin bir kısmı olumsuz gibi görünse de gittiğimiz bölgenin sorunlarını tahlil etmemiz açısından çok faydalı oldu. Gerek yerel yönetimlerin izlediği politikaların gerekse şahısların bireysel çabalarının turizm açısından olumlu ve olumsuz etkilerini gözlemleme fırsatı bulduk. Her biri ayrı bir yazı konusu olsa da bu örneklere kısaca değinmekte yarar var:

 Dikili ilçesini gezmek için kasım ayının bir pazar gününü seçtik. İlçeye vardığımızda sabah erken saatlerde başlayan yağmurun etkisiyle her yeri su basmıştı. Rögar kapaklarından taşan sular ilçe merkezindeki bazı sokaklara girmeyi imkansız hale getirmişti. İlçe merkezini dolaşmaya başlamadan önce bir hırdavatçı bulup kendimize birer lastik çizme satın aldık. Öğlene doğru Dikili’ye bağlı Çandarlı beldesine girdiğimizde yağmur nedeniyle elektriklerin kesildiğini gördük ve ilçenin doğal olarak turizmi de sekteye uğratacak ciddi altyapı sorunlarıyla boğuştuğunu ilk elden tecrübe etme imkanı bulduk.

İLÇEDE TURİZM NEREDEYSE YOK

Kınık’ta şahit olduğumuz bir manzara da anlatmaya değer. Kültür Turizm Bakanlığı’nın resmi internet sitesinde Kınık İlçesi için şu satırlar yer almakta: “İlçede turizm hemen hemen hiç yoktur. Turistik tesis, müze, ve ören yeri bulunmamaktadır.”  Elbette her ilçe “turistik” olacak diye bir kural yok. Ancak güzel İzmir’in her ilçesinde illa ki görülmeye değer bir yer vardır diyerek Kınık’a doğru yola çıktık. Rotamızı internette gördüğümüz “Boncuk Göl Restaurant” isimli işletmeye çevirdik. Gördüğümüz fotoğraflardan yola çıkararak üzerinde ördeklerin yüzdüğü ufacık bir göl ve gölün kenarında bahçesinde söğüt ağaçları olan hoş bir restoranla karşılaşmayı beklerken vardığımızda ne gölü ne de restoranı bulabildik. Sadece geniş sazlık bir alanın kıyısında bakımsız birkaç kamelya ve terk edilmiş bir mekan karşımıza çıktı. Harita bizi yanlış yönlendirdi diye düşünüp yol kenarında kavun karpuz satan kişiye Boncuk Göl Restaurant’ı sorduk. Meğer göl kurumuş, işletme kapanmış. İşletmenin sahibi de yol kenarında kavun karpuz satarak geçimini sağlamaya başlamış. Kontrolsüz sulamaya bağlı kuraklığın yarattığı tahribat daha net bir şekilde görülemezdi herhalde.

Başımızdan geçen başka bir olay ise tarihi mirasa karşı kayıtsızlığın bir örneği gibiydi: Kiraz’dan Birgi’ye giden dağ yolu üzerinde Hisarköy isimli küçük bir köy, köyün çıkışında Asar Kalesi isimli bir kale mevcut. Köy ile iç içe geçmiş ve büyük bölümü halen ayakta olan bu güzel kale hakkında herhangi bir bilgilendirici tabela bulunmuyor. Kaleyi fotoğraflamak için patika yoldan surlara doğru yürürken kalenin içinden fırlayan bir köpek sürüsü havlayarak üzerimize doğru koşmaya başladı. Kendimizi nasıl arabaya attığımızı anlamadık. Kalenin uzaktan fotoğraflarını çekmekle yetinip Birgi’ye devam ettik.

Yukarıda değindiğim ve ödevde yer alan örnekler haricinde; ilçelerin tarihi merkezlerinin akşamları yeterince ışıklandırılmaması, turizm danışmanlık bürolarının asıl ihtiyaç duyulacak zaman olan hafta sonları kapalı olması, büyükşehir yasası ile beraber belediyeleri kapanınca mahalle statüsüne düşen birçok beldenin ihmal edilmesi de bu süreçte dikkatimizi çeken ve her biri ayrı bir yazının konusu olabilecek hususlar.

Bahsettiğim “yönetim zaafiyeti” örneklerinin yanında elbette turizm adına yapılan takdire şayan örnekler de mevcut. Bayındır ilçesinin tarihi merkezinde bulunan ve yıllarca atıl halde bırakılan Eski Hükümet Konağı’nın özenli bir restorasyon çalışmasıyla “Su Otel” isminde belediyeye ait şahane bir otele çevrilmesi, Bergama’nın tam ortasındaki gösterişli Kızıl Avlu’nun gece müzeciliğine kazandırılacak olması, Tire’deki tarihi Kutu Han’ın yeniden ayağa kaldırılarak yaşayan bir ticaret alanı haline getirilmesi akla ilk gelen güzel örneklerden.

Turistik işletme sahiplerinin bireysel davranışların da çok fark yaratabileceğini belirtmek gerekir. Ziyaret ettiğimiz işletmelerde ki bunların hatırı sayılır bir bölümünü gastronomi tesisleri oluşturmakta, bizi en çok memnun eden şey karşımızda bir muhatap bulabilmek oldu. Mekanın işletmecisi veya çalışanı ile ilçe, mekanın veya ürünün hikayesi hakkında konuşabilmenin o mekanda yaşanan deneyimi daha üst bir noktaya taşıdığı kanaatindeyim. Elbette her gelen turistle veya müşteriyle uzun uzun sohbet etmek pratikte mümkün olmayabilir. Ancak mekan veya ürün hakkında az da olsa ilk ağızdan bilgi alabilmenin, turistik deneyimi daha nitelikli bir hale getirdiğini de bu ödevi yaparken daha iyi idrak ettik.

Ziyaret ettiğimiz bazı işletmelerde bulundukları ilçe, işletmenin kendisi ve turizmle ilişkisi hakkında ufkumuzu genişleten sohbetlerde bulunduk. Kemeraltı’nda bulunan ve restore edildikten sonra L’agora Old Town isimli çok hoş bir otel-restorana çevrilen tarihi Küçük Karaosmanoğlu Han’ının avlusunda, mekanın işletmecisi Hakan Bey ile yaptığımız sohbet de bunlardan biriydi. Beş sene boyunca Kemeraltı Esnaf Derneği’nde başkan yardımcılığı yapan Hakan Bey ile tarihi hanın avlusunda kahve içerken Kemeraltı ve Küçük Karaosmanoğlu Hanı hakkında uzun uzun konuşmak çok güzel bir deneyim oldu. Akşamları dükkanlar kapatılıp binaların cephelerini kaplayan ürünler içeri alınınca çarşının tarihi dokusunun gerçek anlamda hissedildiğinden bahsetti Hakan Bey. Tarihi Kemeraltı sokaklarının çok iyi uygulanacak bir ışıklandırma projesiyle geceleri de yaşayan bir mekan haline getirilmesi konusundaki fikirleri kesinlikle üzerinde durmaya değerdi. Bunun gibi birçok mekanda işletmecilerle yaptığımız sohbetler sayesinde turizmi geliştirebilmek adına yapılabilecek çok farklı uygulamalar olduğunu fark ettik. Bu da bizim için ödevin en büyük kazanımlarından biri oldu.

Neticede üç aydan biraz daha uzun bir sürede İzmir’in otuz ilçesini de ziyaret edip, turizm paydaşlarıyla tanışıp, fotoğraflar çekip notlar alarak hazırladığımız ödevimizi kuşe kağıda toplam elli iki sayfa olacak şekilde, sağ olsun bir tanıdığın matbaasından bastırtarak son teslim tarihinden bir gün önce hazır edip Volkan Hoca’ya sunduk. Sınavlardan muaf tutulup tutulmayacağım hocanın takdirlerinde ancak naçizane hazırladığımız bu ödev bizim için çok güzel bir tecrübe oldu.


Önemli haberleri kaçırma!

E-posta bültenine abone ol:

Tüm güncellemelerden e-posta yoluyla haberdar olun.