Yangın güvenliği ve turizmde gerçekçi bir yol arayışı
Akademisyen ve Kültür ve Turizm Uzmanı Dr. Zekeriya Bingöl, 9 Ocak 2026 tarihinde yayımlanan ve konaklama tesislerini doğrudan ilgilendiren İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelikteki son değişiklikleri çok boyutlu biçimde ele alan dikkat çekici bir makale kaleme aldı.
Dr. Bingöl, çalışmasında yangın güvenliği, itfaiye raporu zorunluluğu ve faaliyetten men hükümlerini hukuki çerçevede değerlendirirken; sahadaki turizmcilerin ekonomik gerçeklerine de dikkat çekerek, güvenlikten taviz vermeden sektörün sürdürülebilirliğini gözeten dengeli bir yol haritasına ihtiyaç olduğunu vurguladı.
Bingöl’ün kaleme aldığı makale şöyle:
YANGIN GÜVENLİĞİ VE TURİZMDE GERÇEKÇİ BİR YOL ARAYIŞI
09 Ocak 2026 tarihinde yayımlanan ve İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelikte yapılan değişiklik, konaklama sektörü başta olmak üzere turizmin tüm paydaşlarını yakından ilgilendiriyor.
Yönetmelik, özellikle konaklama tesisleri açısından son derece net, sert ve gecikmeye tahammülü olmayan hükümler içeriyor. Yeni düzenleme ile itfaiye raporu bulunmayan ya da yangın güvenliği eksiklerini tamamlamamış olan konaklama tesislerinin 31 Mayıs 2026 tarihine kadar faaliyetten men edilmesi öngörülüyor. Bu “faaliyetten men” hükmü, sahadaki birçok işletme açısından yalnızca teknik değil; ekonomik ve sosyal boyutları olan ciddi soru işaretlerini de beraberinde getiriyor.
Daha açık bir ifadeyle; itfaiye raporu bulunmayan ve yangın güvenliği eksikleri olan bir tesisin faaliyetine devam etmesi, artık hukuki bir boşluk olarak değil, açık bir idari ihmal olarak değerlendirilmektedir.
Yeni eklenen Geçici Madde 9, geçmişte sıkça duyduğumuz “malzeme bekleniyor”, “tadilat sürüyor”, “ödenek çıkmadı” gibi gerekçelere artık kapıyı kapatıyor ve net bir mesaj veriyor:
“Süre bitti. Bahane dönemi sona erdi.”
Yetkili idareler denetim yapacak.
İtfaiye raporu yoksa tesis kapatılacak.
Bu süre zarfında faaliyete izin verilmeyecek.
Eğer 31 Mayıs 2026 tarihine kadar hâlâ rapor alınamamış ise ruhsat iptal edilecek.
Bu noktada şunu açıkça ifade etmek gerekir: Yangın güvenliği tartışılmaz bir zorunluluktur. Ne kamu otoriteleri ne de işletmeciler bu konuda geri adım atabilir. Can güvenliği, her türlü ekonomik kaygının üzerindedir. Ancak sahadaki gerçekleri görmeden, tek tip ve sert uygulamalarla ilerlemek; iyi niyetli bir düzenlemeyi, sektör açısından ağır bir krize dönüştürebilir.
Turizmci güvenliğe karşı değildir. Aksine; misafirinin ve çalışanının güvenliğini, kendi itibarı ve markasıyla eşdeğer görür. Bugüne kadar pek çok işletme, yangın güvenliği dâhil olmak üzere eksiklerini gidermek için ciddi yatırımlar yapmış; pandemi süreci, küresel krizler, artan enerji ve personel maliyetlerine rağmen ayakta kalma mücadelesi vermiştir.
Özellikle konaklama tesislerinde yangın güvenliği kapsamında yapılması gereken tadilatlar ve teknik düzenlemeler yüksek maliyetler ve uzun zaman gerektirmektedir. Sezonun beklenen verimlilikte geçmemesi nedeniyle birçok işletme hâlihazırda finansal sıkıntılarla boğuşmaktadır. Bu nedenle, bizzat bildiğim bazı otellerin dahi yangın güvenliği tedbirlerini tamamlayabilmek için kredi ve finansman imkânlarını beklediği bir süreç yaşanmaktadır.
Cumhurbaşkanı kararıyla yürürlüğe giren bu düzenleme, ilgili mevzuat kapsamında yer alan tüm konaklama tesisleri için tartışmasız biçimde bağlayıcıdır. Bundan dolayı konaklama işletmelerine önemli bir sorumluluk düşmektedir. Mevzuatın artık netleştiği ve sürenin açıkça tanımlandığı bu süreçte, işletmelerin zaman kaybetmeden finansal planlamalarını gözden geçirmeleri; kredi, teşvik ve yapılandırma imkânlarını değerlendirerek yangın güvenliği eksiklerini bir an önce tamamlamaya odaklanmaları büyük önem taşımaktadır. İşletmelerin hem faaliyetten men edilme hem de ruhsat iptali gibi ağır yaptırımlarla karşı karşıya kalmamaları adına süreci yakından takip etmeleri ve gerekli teknik düzenlemeleri gecikmeden tamamlamaları artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Ertelemenin artık bir çözüm olmadığı bu dönemde, yapılacak her teknik yatırım yalnızca yasal bir zorunluluğun yerine getirilmesi değil; aynı zamanda işletmenin itibarı, misafir güveni ve uzun vadeli sürdürülebilirliği açısından da stratejik bir adımdır. Bugün atılacak doğru adımlar, yarın yaşanabilecek çok daha ağır yaptırımların önüne geçecektir.
Unutmayalım ki; turizm yalnızca otellerden ibaret değildir. Turizm; istihdamdır, bölgesel kalkınmadır, ülke imajıdır. Güvenlik olmazsa turizm olmaz; ancak sürdürülebilirlik de göz ardı edilirse, sektör ayakta kalamaz. Asıl başarı; güvenliği sağlarken sektörü ayakta tutabilmekte, kuralları uygularken sahayı da anlayabilmektedir. Denetim ile rehberlik, yaptırım ile çözüm üretme aynı terazide dengelenmek zorundadır.
Bu süreçte söyleyeceğim tek şey Allah turizmcilerimizin, otelcilerimizin yardımcısı olsun.
Önemli haberleri kaçırma!
E-posta bültenine abone ol: