YUNUS EMRE

01/01/2020 02:40

Yunus Emre’nin hayatının anlatıldığı Dertli Dolap (Nezihe ARAZ-İstanbul 1961)  isimli kitabını okurken dikkatimi çeken bir cümleyi paylaşarak başlamak istiyorum. “Ben Anadolu’yu bir turist gibi gezmedim, bir sevdalı gibi gezdim” diyordu yazarımız. “Haliyle hallenerek, her türlü cefasına katlanarak, her türlü sefasını sürerek” diye devam eden cümledeki derin anlamı sonraları daha iyi anladım. Bulunduğu yere ve değerlerine saygılı, halk ile bütünleşmenin yollarını arayanların yani Yunusların gerçek gezginler olduğu; turist olmanın turlamaktan öte bir anlamı olduğunu ve turizm sözcüğünün araştırma öğrenme kökünden geldiğini savunan düşüncelerin haklılığı bir kez daha kanıtlanmış oluyordu.

 

Yunus Emre’nin yaşamının anlatıldığı eser bana aynı zamanda Yunus Emre yılını değil yıllarını kutlamamız gerektiğini hatırlattı.  Eskişehir’in Sarıköyü’nden başlayan ve Anadolu’da dokuz türbesi bulunan bu kişiliğin gerçekten bilinmesi gereken yönlerini Hacıbektaş, Nallıhan-Emre Köyü, Konya, Bursa, Şam, Mekke ve Medine’ye uzanan yolculuğun bir haritasının yapılması gerektiğini düşünüyorum.

 

Emre Köyüne dönüşünde Yunus’u “Seyahat verilenler izin verilmedikçe bu eşikten geçemezler” sözleriyle karşıladı Ana Bacı. Bu sözdeki hikmeti, dönüşüne kadar geçen 7 yıllık zamanı, öncesini ve sonrasını Bursa’da Emir Sultan’da Erguvan Bayramı’nın anlamını; Taptuk Sultan’ın bahçesindeki Yediveren Güllerinin sırlarını öncelikle bu topraklarda yaşayanların iyi bilmesi gerektiğini düşünüyorum.  İlk Kültür Bakanımız Sayın Talat HALMAN’ın tanımıyla Yunus Emre: “Anadolu'nun özünden gelen ve hümanizmanın en iyi temsilcilerinden biridir. Barışa ve uluslar arasında âhenge kendini adamış ve insan ruhunun asil duygularını baş tacı etmiştir.”

 

Kültür Eski Bakanı Sayın Namık Kemal ZEYBEK’in Ünye’de verdiği konferansı dinlerken yaşanan topraklara sahip olmanın oralarda yaşamış insanları ve eserlerini tanımakla doğru orantılı olduğunu savunan görüşleri de hatırladım. Taptuk Sultan’ın “asamızı buluncaya kadar dolaş; sana seyahat verdik” sözüyle başlayan yolculuğun yaşandığı Horozlu Han, Issız Han ve daha niceleri ile Elif ve Gülmisal’in hazımlı ve sabırlı kişilikleri, yollar, yolcular. dünyaya yön verecek düşüncelerin oluştuğu yerler bu topraklarda gönül dostları için sergilenmeye hazır bekliyor.

 

UNESCO’nun katkılarıyla 1971 ve 1991 yıllarında tüm dünyada kutlanan Yunus Emre yıllarının bu son 20 yıllık periyodunu da 2011 yılında ve öncelikle Türkiye’de tanınması yönünde kullanılması evrensel bir dil haline gelen Türkçeyi isteyen herkesin öğrenmesini hedefleyen Yunus Emre Vakfı’nın tanınması ve çalışmalarının başarısı açısından da etkili olacaktır. Yunus Emre Enstitüsü’nün bir Goethe, bir Cervantes Enstitüsü gibi başarılı olması açısından yurtdışında yapılacak tanıtımlar kadar ülke içinde bilinmesini sağlayacak etkinliklerin yararlı olacağı görüşündeyim.

 

Rahmetli Hikmet ŞİMŞEK’LE Macaristan’daki çalışmaları sırasında yakından tanıma fırsatını bulduğum, 1958’de Birleşmiş Milletlerin kuruluş yıldönümünde New York’ta seslendirilen, Yunus Emre Oratoryosu’nun ve yeni hazırlanan Yunus Emre Beş Duyu programın bu açıdan da gözden geçirilmesi yararlı olacaktır.

 

Yunus, bir şairdir, bir evliyadır; aşkları, dostları, dertleri vardır. “Gönülden çıkarmayın bizi, Allaha ısmarladım sizi sözleri” ile ayrıldığı ve yaşadığı Anadolu’da oranın diliyle dünyaya yayılması gereken bir ışık bıraktı. Aydınlığını daim tutmamız için.


Önemli haberleri kaçırma!

E-posta bültenine abone ol:

Tüm güncellemelerden e-posta yoluyla haberdar olun.