ULUSAL KÖTÜ ALIŞKANLIKLARIMIZDAN!

K.Ünsal Barış K.Ünsal Barış
01/01/2020 02:40
Maddi ve sağlık sorunu olmayan kesim içinde, her türlü yiyecek ve içecek tüketimine meraklı bir ulus olduğumuz konusu, tartışmasız hepimizin kabul edeceği ulusal bir alışkanlığımızdır.      

Yeme ve içme konuları çok güzel, çok hoştur da, tükettiğimiz yiyecek ve içecekleri satın alırken adeta gözü kapalı ve sanki bedava dağıtıyorlarmış gibi satın alıyoruz.

Çünkü yiyecek ve içecekleri satın alırken;

-    Ne hangi firmanın ürettiğini kontrol ederiz,
-    Ne üretildiği tarihi kontrol ederiz,
-    Ne son kullanma tarihini kontrol ederiz,
-    Ne üretilen gıdanın içeriğini kontrol ederiz,
-    Ne üretilen gıdanın içeriğindeki katkı maddelerinin ne olduğunu biliriz,
-    Ne üretilen gıdaların içindeki koruyucu kimyasalların kanserolojik değerlerini biliriz,
-    Ne ürünlerin fiyatlarını karşılaştırırken net gramajları ile karşılaştırırız,  
-    Ne depolanma koşullarını merak ederiz, (ışık, ısı, hijyen koşulları gibi)
-    Ne marketlerdeki raflanma veya sergilenme koşullarına dikkat ederiz,
-    Ne muhafaza edildiği ambalaj standartlarına dikkat ederiz.
Ve sair ve sair…
Sonuç olarak, son yıllarda karşılaştığımız rahatsızlıklara bakınız:

-    Kalp ve damar rahatsızlıklarında, diğer ülke halklarına oranla artış var.
-    Diyabet rahatsızlığında, diğer ülkelere oranla artış var.
-    Bırakın orta yaş ve yaşlıları bir kenara, gençler arasında dahi yüksek tansiyon hastalığında artış var.  
-    Obezite hastalığına yakalanmış insan sayısında artış var.
-    Kanser rahatsızlıklarına yakalanma oranında artış var.
-    Gastritten muzdarip olan insan sayısında artış var.
-    Diş hastalıkları rahatsızlıklarında artış var.
-    Hanım ve erkekler arasındaki kısırlık oranında artış var.
-    Erkeklerin sperm sayısı veya sperm kalitesinde düşme var.  
-    Erken doğumlar veya sorunlu doğumların sayısında artış var.
-    Zihinsel ve bedensel özürlü çocuk doğumlarında artış var.
-    Halkımızın mutsuzluk ve asabiyet oranında artış var.
Ve sair ve sair…

Tüm bu rahatsızlıkların temelinde;

-    Eğitim eksikliğimiz,
-    Görgü eksikliğimiz,
-    Dikkat eksikliğimiz,
-    Özensizliğimiz,
-    Kontrol etmeme alışkanlığımız,
-    Vurdumduymazlığımız,
-    Fakirlik ve yoksulluğumuz,
-    Üretici firma ve satıcıların köşeyi dönme hırsı ve acımasızlığı,
-    Belediyelerin asli işleri ile samimi olarak meşgul olmamaları,
-    Hükümetlerin yasa çıkartma eksikliği veya yasa yetersizlikleri,
-    Cezai yaptırımların yetersizliği,
-    Tüketiciyi koruma derneklerinin yetersizliği,
-    Gelişmiş ülkelerin örnek alınmamaları.
Ve sair ve sair…

Bir felaket ile karşı karşıya geldiğimizde ağlaşıyor, suçlu arıyoruz. Oysaki suçlu hepimiz. En başta kamu kuruluşları olmak üzere, sivil toplum kuruluşları ve cahil bırakılmış halkımızın, başımıza gelen her felaket olayındaki ortak ihmallerimiz göz ardı edilemez.  
 
Yüce Yaradan’ımızın bize lûtfedip, emaneten verdiği güzelim doğayı iyi kullanamadığımız gibi, kurumsal ve bireysel olarak, bazen küçük ve bazen de büyük çıkarlar uğruna doğayı kirlettik ve kirletmeye de devam ediyoruz.

İnsan; ciğerlerine çektiği, yaşamı için gerekli, olmazsa olmazlardan birisi olan havayı kirletir mi? Kirlettik ve kirletmeye de devam ediyoruz.

İnsan; yaşamı için gerekli, olmazsa olmazlardan birisi olan içtiği suyu kirletir mi? Kirlettik ve kirletmeye de devam ediyoruz.

İnsan; tahıl, sebze ve meyve ürettiği, hayvan otlattığı, olmazsa olmazlardan birisi olan toprakları kirletir mi? Kirlettik ve kirletmeye de devam ediyoruz.

İnsan; ormanların, nehirlerin, göllerin, denizlerin, karaların doğal yapısını değiştirir mi? Değiştirdik ve değiştirmeye devam ediyoruz.

İnsan; oturduğu yeri, evinin önünü, sokağını, caddesini, meydanını, parklarını kirletir mi? Kirlettik ve kirletmeye de devam ediyoruz.

Başka bir gerçek daha var: Türkiye’de son 60 yıl içinde iktidara gelen tüm hükümetlerin yanlış politikaları sonucu; 

1)    Milli eğitim sistemimiz yaygınlaştırılamadığı, mevcut olanların da niteliği düşük bırakıldığı için, halkımızın %75’i kara cahil kalmış, % 25’i ise düşük nitelikli eğitim almak zorunda bırakılmıştır.    

2)    Halkımız, tüketim toplumuna itilmiştir. 

3)    Nüfus planlamasında hızlı çoğalma teşvik edilirken, nitelikli insan yetiştirmenin önemi göz ardı edilmiştir. 

4)    İnsanlarımızın nitelikli ve çağdaş yaşamaları için çaba göstereceklerine, oylarını çoğaltmak için çaba göstermişlerdir.  

5)    Halkın menfaatlerini değil, bireysel çıkarlarını, parti çıkarlarını ve yandaş çıkarlarını ön plana almışlardır.

Bu kadar zayıf eğitimli, denetim alışkanlığından uzak ve özensiz bir toplum olunca da, başımızdan dertler, sorunlar, rahatsızlıklar, mutsuzluklar, felaketler hiç mi hiç eksik olmuyorlar.

Hoş, cahil kalmış, zayıf eğitimli insanlarımız bu hususlara dikkat ve kontrol etme gibi konulara özen göstermiyorlar da, iyi eğitimli kabul edeceğimiz insanlarımız çok mu dikkat ediyor, kontrol ediyor, özen gösteriyorlar? Hayır!

Bu alışkanlık bizim ulusal kötü alışkanlıklarımızdan birisidir. 

Önemli haberleri kaçırma!

E-posta bültenine abone ol:

Merak etme spam mailler gelmeyecek.