Türkiye Alman pazarını kaybediyor

Bu yıl bütün Dünyayı sarsması beklenen ekonomik durgunluğun Almanya’yı da vurması hemen hemen kesin gibi. Diğer pazarlarda da diken üstünde olan Türkiye turizmi bu durumda ne yapar? B planı nedir?

17/02/2020 23:24
Adil Gürkan

All Anatolia

Yazarın Tüm Yazıları
Türkiye Alman pazarını kaybediyor

Bu yazıyı birkaç hafta önce kurgulamıştım. İçinde, daha önceki bir yazıdan alıntılar var.

Konu Almanya pazarı idi…

Bu yıl bütün Dünyayı sarsması beklenen ekonomik durgunluğun Almanya’yı da vurması hemen hemen kesin gibi.

Durgunluk, panik ve keskin bir tasarruf zihniyeti demektir. Yani, piyasaların hemen gardını alması ve tüketicilerin harcamalarını kısması anlamına gelir.

Ama hayat benden çok hızlı davrandı

Birileri ya da bir şey Çin’e dehşet bir darbe vurdu. Onlarca yıldır çift haneli büyüyen bu deve birileri, “ Sen hele şöyle biraz dur bakalım” dedi.

Çin felç olmuş durumda.

Bu durum, Dünya için, yıllık 5 Trilyon Dolarlık bir ticaret hacmi yaratan Çin ile sınırlı kalır mı? Bu fırtına sadece Çin’i mi etkiler?

Elbette hayır. Muhtemelen küresel krizi çabuklaştırır.

Ya Almanya’da neler olur?

2019 yılını negatif gelişmelerle kapatan Almanya ekonomisinin, bu yılın ilk aylarında bir durgunluk yaşaması bekleniyor.

Alman Merkez Bankası resesyon ihtimalini yüzde 50’nin üzerinde açıkladı.

Alman ekonomisinin iç dinamiklerinde çok önemli bir sorun yaşanmamasına rağmen, Almanya’nın yaşaması beklenen kriz dış etkenlerden besleniyor.

Almanya ağırlıklı olarak otomotiv ve makine sektörlerine bağlı ve üretimin büyük bir bölümü ihracata gidiyor. Dolayısı ile yaşanacak olan yavaşlama ve durgunluk, dış ticaretteki negatif dengeye bağlı olarak büyüyor.

Bundesbank durgunluk alarmını 2019 Ağustos ayında vermişti

Alman ekonomisi, ihracat temelli bir büyüme modeli takip ediyor. Hatta bu modeli ‘yeni merkantilizm’ olarak adlandıranlar da var. Dış ticaret ve cari işlemler fazlasına dayanan bu model için ihracat hayati önemde.

İhracat için ise, emek verimliliğinin yüksek olması ve iç talebin kontrol edilmesi gerekiyor.

İç talebin kontrol edilmesi zorunluluğu ise, denk bütçe ilkesinin gözetilmesine, hatta bütçe fazlası verilmesine yol açıyor.

Ekonomi ihracatta rekabeti kazanmak için emek verimliliğini sürdürmek zorunda. Ancak ihracatta başarı sadece buna bağlı değil. İç talebin kısmen de ola bastırılması gerekiyor.

Küresel ekonomide yaşanan olumsuzluklardan pek çok ülke farklı kanallarla etkileniyor. Bu ülkelerin etkilenme biçimini belirleyen, onların küresel ekonomi ile entegrasyon biçimleri.

Almanya, küresel ekonomi ile bütünleşmesini ihracatın önemli olduğu bir model ile sağladığı için, küresel ekonomideki sorunlardan doğrudan etkileniyor.

Bir süre öncesine kadar Çin de bu modeli izliyordu

Ekonomisi dış ticaret fazlasına bağlı idi…

Küresel ekonomik istikrarsızlık Çin’i de sarstı. Son olarak patlayan virüs krizine kadar Çin ekonomik terazisini iç talebe göre yeniden dengeledi. Virüs krizi öncesinde Çin küresel ekonomik krizlere daha dayanıklı bir konuma gelmişti.

Çin’de patlayan coronavirüs krizi yazının dışındadır.

Henüz Alman ekonomisinde böyle bir dönüşümün işaretleri görünmüyor. Ancak 2019’da küresel ekonomideki yavaşlamanın sürmesi ve Alman ekonomisinde daralmanın gerçekleşmesi durumunda, bu katı ekonomi politikasının değişmesi gündeme gelebilir.

2019’un üçüncü çeyreğinde ekonomik daralma sürerse, Alman ekonomisi teknik resesyona girmiş olacak. Zaten Bundesbank’ın öngörüleri de bu yönde. Bu tip bir kriz, kısa vadede kamu harcamalarının arttırılması ile geçiştirilebilir.

Almanya da Dünya’ya bağımlı

Ancak bu çözüm de küresel ekonomideki gelişmelere bağlı.

Eğer önümüzde yeni bir küresel daralma dönemi varsa, canlandırma tedbirleri işe yaramayacaktır. Bu durumda, orta vadede, Almanya’nın takip ettiği ekonomik modeli değiştirmesi gerekebilir.

İşin ilginç yanı, sermaye birikim modeli krizinin ve buna karşı yeni bir model arayışının, sermaye kesimleri tarafından da daha yüksek sesle tartışılmaya başlanması.

Geleneksel olarak denk bütçe politikasını ve ihracata dayalı modeli savunan Alman büyük sanayicilerinin çatı örgütü BDI’nın (Bundesverband der Deutschen Industrie) direktörü Joachim Lang, geçtiğimiz gün yazdığı bir gazete yazısında hükümetin 2014’ten beri tavizsiz bir şekilde uyguladığı denk bütçe politikasının sorgulanmaya başlayabileceğini söyledi.

Alman ekonomisi bir krize girerse ne olur?

Bu soru turizmcilerin gündeminde mi?

Almanya’da genel anlamda bir panik başlarsa…

Tasarruf geleneği çok güçlü olan Alman toplumu başta seyahat olmak üzere, birçok harcamasını iptal ederse…

Diğer pazarlarda da diken üstünde olan Türkiye turizmi ne yapar? B planı nedir?

Almanya ekonomisi daralırsa, Dünyanın en büyük seyahat pazarı olan bu ülkeden turist akışı ne olur? Merak eden var mı?

Turizm bizatihi kendisi umut üzerine kurulu bir sektör olduğu için, iyimserlik devam ediyor. Böyle de olmak zorunda.

Turizm hapşırırsa, Türkiye zatürre olur

Turizmciler, Antalya’nın kadim pazarı Almanya ile ilgili olarak bolca iyimserlik sosu dökülmüş bir ihtiyatlı bekleyiş içinde.

Pasif bir bekleyiş olarak tanımlamak biraz haksızlık olur; birileri bir şeyler yapıyor elbette. Yapıyor da, atılan taş ürkütülen kurbağaya değiyor mu, orası tartışılır.

Bir tarafta Türkiye sevdalısı birkaç şövalye koşturuyor…

Bir tarafta otel grupları kendi kafalarına göre belirledikleri partnerler ile Almanya’nın köyünde kasabasında ‘pazarlama’ yapıyor…

Bir başka köşede Bakanlık, Belediyeler çapları ölçüsünde PR yapmaya çabalıyorlar.

Ama ve ne yazık ki, kullanılan yöntemler Arkaik dönemden kalma.

Bakanlık… Belediyeler… Oteller... Hepiniz..

1990’lardan, 2000’lerden daha farklı neler yapıyorsunuz PR ve marketing için Almanya’da?

1990’lardan, 2000’lerden daha farklı neler yapıyorsunuz PR ve marketing için Almanya’da? ( ve hatta bütün Dünya’da)

Hepsinin tam karşısında ise, Avrupa’nın yükselen trendi yeni milliyetçiliğin seneler boyunca tuğla tuğla ördüğü lanetli bir Türkiye algısı heyula gibi dikiliyor. Son on yılda gittikçe güçlenen bir kara değirmen, Almanya’daki Türkiye imajını lime lime doğruyor.

Bu gün Almanya’daki imajımız bellidir.

Ortalama bir Alman’a gidin, sorun;

-  Türkiye?

Alacağınız cevabı hepiniz biliyorsunuz…

Da…

Patronunuzun moralini bozmamak için… Bozuk bir moralle otelini kapatmaması için… Hiç biriniz bu cevabı telaffuz etmiyorsunuz…

Edemiyorsunuz…

Birisinin bunu söylemesi gerekiyor…

Yeter kendimizi ve birbirimizi kandırdığımız…

Yeter PR ve marketing adına körlerin sağırların birbirini ağırlaması..

Bayanlar, baylar Almanya’nın en ücra köşesindeki bir Alman’a da sorsanız..

Frankfurt’un üst düzey profesyonellerine de… İşadamlarına da…

İşte alacağınız cevap;

“ Türkiye, Mısır, Tunus, Suriye, Irak gibi, terör ile boğuşan bir Orta Doğu Ülkesidir.”

Bu noktaya birkaç günde gelinmedi.. Bu kanaat birkaç ayda oluşturulmadı…

Defalarca Türkiye’ye tatile gelmiş… Otellerden, çevredeki esnaftan sıcak dostluklar devşirmiş ortalama bir Alman’a bunu düşündürmek için belki on yıldır devam eden usta işi bir algı operasyonu sürüyor.

Bu on yıl boyunca bağıra bağıra, gözümüze sokarcasına sürdürülen algı operasyonuna karşı ne yaptınız? Nasıl bir strateji ile mücadele ettiniz? Bu operasyona karşı durabilecek en güçlü sektör turizmdir. Ama geri planda durmayı tercih ettiniz.

Onlarca yıl Eurolar kasalara akarken bu günleri hiç düşünmediniz. Cılız birkaç ses size bu günlerin gelebileceğini anlattı.

Derken Lale Devri paldır küldür bitiverdi

Birçok olumsuzluk birleşti, pazar payınızı fare gibi kemirdi…

Büyük Okyanus’taki minicik bir ada ülkesi bile bu ‘yağlı’ pazarı keşfetmişti..

Adalar, Afrika Ülkeleri, Arap Körfezi, Uzak Doğu, Karaipler atmaca gibi çöktüler Dünyanın bu en büyük turist pazarına…

Bayanlar Baylar manzara vahim.

Akdeniz turizmini yıllarca sırtlayan bu dev pazar, artık bir dikensiz gül bahçesi olmaktan çıktı. Yok öyle ‘ Euro piş, ağzıma düş’ durumları…

İşimiz zor…

Öncelikle, on yıllar boyunca süren usta işi operasyonlar ile yaratılan şu berbat algıyı insanların aklından ve gönlünden silmek zorundayız.

Alman çocuklarının, gençlerinin, yaşlılarının, kadınların, erkeklerin, eşcinsellerin kalbini kazanmak öncelikli görevimiz.

Dikkat buyurun, kalbini kazanmak diyorum, Euroları'nı değil…

Ama bu taş devri yöntemleri ile sonuç almak çok zor.

Almanya’da;

Gazeteciler…

Sanatçılar…

Stand Up şovmenleri…

Yazarlar…

Çevreciler…

Siyasetçiler…

Din adamları…

Aydınlar…

Ermeniler..

Rumlar..

Süryaniler..

Kısaca devasa bir topluluk, içinde Türkiye’nin geçmişte kalmış o muhteşem imajının yakılıp kül edildiği öfke kazanına ateş taşıyor..

 ‘Şahane’ bir yalnızlık…

Şimdilik bu kadar… Ama zaman silkinip kendine gelme zamanı… Bırakın şu taş devri yöntemlerini. Fuarlarda, ‘road show’larda insanların sırtına koli koli katalog broşür yüklemek devri geçti.. Soba da kalmadığı için yakacak niyetine de almazlar…

Almanlar Tatil için İnternette Türkiye’yi arıyor mu?

Buna evet demeyi çok isterdim..

“ Evet, genci, yaşlısı milyonlarca Alman arama motorlarında, yorum sitelerinde Türkiye’de tatil seçeneklerini arıyor”

“ Tıpkı bundan yıllarca önce olduğu gibi, Almanlar'ın tatil için önceliği Antalya, Bodrum, Alanya…”

Diyebilmeyi çok isterdim…

Ama yok!

Bayanlar Baylar

Almanlar yaz tatili için Türkiye’yi aramıyor…

Gözlerinde yokuz..

Gönüllerinde yokuz..

Akıllarında yokuz.

Dünyanın bir numaralı seyahat yorum sitesini takip ediyor musunuz? Ama dört dörtlük bir takipten bahsediyorum. Sadece misafir yorumlarına cevap vermekten değil…

Bu sitenin raporları pek iç açıcı veriler sunmuyor.

Her ay 390 milyon tekil kullanıcının ziyaret ettiği bu site; TripAdvisor

İşte size Antalya Otellerinin bu sitede ülkelere göre son üç aylık aranma raporu;

Türkiye                 45 %

Rusya                   25 %

İngiltere                10 %

Almanya                 4 %

Balkanlar                5 %

Diğer                     11 %

Gördünüz… Bu yıl sektörü yine Türkiye’miz taşıyacak

İç Pazar yani..

Ama Almanya yok… Yani Tripadvisor’da Türkiye’den otel arayan her 100 kişiden sadece 4 tanesi Alman.. Yazı ile dört…

Bir şeyler yapmalı..

Ama ne?

 

 

 

 

 

 

Yazar Bilgisi

Adil Gürkan

All Anatolia

Yazarın Tüm Yazıları

Yorumlar