Turizmde alarm zilleri çalıyor… Aynaya bakmanın zamanı gelmedi mi?
Rusya-Ukrayna savaşı ile başlayan süreç, Orta Doğu'da yaşanan gelişmeler ve son olarak ABD, İsrail ve İran arasında yaşanan gerilim dünya turizmini derinden etkiledi. İnsanlar artık tatil planlarını yaparken sadece fiyatlara değil, güvenlik ortamına da bakıyor.
Turizmin yakıtı para değil, güvendir. Güven varsa turist gelir, güven yoksa umutlar ertelenir. Turizm sektörü son yılların belki de en zor dönemlerinden birini yaşıyor. Pandeminin yaralarını sarmaya çalışan dünya turizmi, bu kez savaşların, ekonomik belirsizliklerin ve uluslararası krizlerin gölgesinde yoluna devam etmeye çalışıyor.
Özellikle Rusya-Ukrayna savaşı ile başlayan süreç, Orta Doğu'da yaşanan gelişmeler ve son olarak ABD, İsrail ve İran arasında yaşanan gerilim dünya turizmini derinden etkiledi. İnsanlar artık tatil planlarını yaparken sadece fiyatlara değil, güvenlik ortamına da bakıyor.
Dünya Kupası, turizmi nasıl etkiledi?
Muğla'da ve ülkemizin birçok turizm merkezinde sezon beklenildiği gibi başlamadı. Nisan ayı ve Mayıs ayının ilk yarısı sektör açısından oldukça zorlu geçti. Otellerde doluluk oranları beklentilerin altında kaldı. Esnaf, restoranlar, seyahat acenteleri ve turizme bağlı birçok işletme sezonun hareketlenmesini beklerken arzu edilen tablo ortaya çıkmadı.
Tam yaz sezonuna umutla girerken yaşanan uluslararası gelişmeler turizmcinin moralini bir kez daha bozdu. Bunun üzerine bir de Dünya Kupası'nın etkisi adeta tuzu biberi oldu. Dünya Kupası gibi büyük organizasyonlar özellikle Avrupa pazarında seyahat alışkanlıklarını değiştiriyor. Milyonlarca insan tatil planlarını erteliyor veya bütçelerini farklı alanlara yönlendiriyor. Bunun etkilerini bugün sadece Türkiye değil, Akdeniz çanağındaki birçok turizm ülkesi de yaşıyor.
Ancak turizmcinin sıkıntısı sadece bununla sınırlı değil
Bu yıl yaşanan yangın tedbirleri süreci nedeniyle birçok otel ve turizm işletmesi ciddi maliyetlerin altına girdi. Yangın merdivenleri, yanmaz kapılar, yangın algılama sistemleri ve diğer güvenlik yatırımları için işletmeler yüz binlerce hatta milyonlarca liralık harcamalar yapmak zorunda kaldı.
Can güvenliği elbette her şeyden önemli. Ancak bir taraftan bu yatırımları yapan turizmcinin, diğer taraftan beklediği turist hareketliliğini görememesi sektörün üzerindeki yükü daha da artırdı. Zaten artan maliyetlerle mücadele eden işletmeler için turist sayısındaki düşüş adeta bardağı taşıran son damla oldu.
Ancak burada kendimize sormamız gereken çok önemli bir soru vardır: Turizmin bugün yaşadığı sıkıntılarda bizim hiç mi suçumuz yok?
Bütün suçu savaşlara, ekonomik krizlere veya uluslararası gelişmelere yüklemek ne kadar doğru?
Acı da olsa bazı gerçeklerle yüzleşmek zorundayız.
Son yıllarda ülkemiz hakkında en çok konuşulan konulardan biri fahiş fiyat uygulamaları. Bir turist bir restoranda ödediği hesabı başka bir ülkedeki fiyatlarla kıyaslıyor. Bir plaj giriş ücretini görüyor. Bir şezlong ücretini görüyor. Sonra dönüp tekrar gelmeyi düşünüyor.
Daha da önemlisi güven duygusu zedeleniyor.
Bir turistin bindiği takside gereksiz yere dolaştırılarak fazla ücret ödemek zorunda bırakılması, bir dükkândan aldığı ürünün aynısını birkaç sokak ileride yarı fiyatına görmesi, kendisini kandırılmış hissetmesine neden oluyor.
Zaman zaman basına ve sosyal medyaya yansıyan, ücret konusunda yaşanan tartışmalar, turistlere yönelik olumsuz davranışlar ve hatta şiddet olayları ise ülke turizmine verilen en büyük zararlardan biri.
Belki o gün birkaç yüz Euro fazla kazanılmış olabilir. Ancak kaybedilen şey çok daha büyük.
Kaybedilen şey güven duygusudur.
Kaybedilen şey ülkenin itibarıdır.
Kaybedilen şey gelecek yılların turistidir.
Bugün dünyanın her yerinden insanlar sosyal medya aracılığıyla yaşadıkları deneyimleri paylaşmaktadır. Memnun olmayan bir turistin yazdığı birkaç satır, milyonlarca kişiye ulaşabilyor.
Turist artık sadece deniz ve güneş aramıyor.
Adaletli fiyat istiyor.
Kaliteli hizmet istiyor.
Güler yüz istiyor.
Kendisine saygı duyulmasını istiyor.
Kendisini müşteri değil, misafir gibi hissetmek istiyor.
Ancak beni düşündüren başka bir konu daha var.
Peki bu süreçte Kültür ve Turizm Bakanlığımız ne yapıyor?
Turizmciler yıllardır krizlerle mücadele ediyor. Pandemi, savaşlar, ekonomik dalgalanmalar, personel sıkıntıları ve maliyet artışları derken sektör ayakta kalmaya çalışıyor.
• Peki bu süreçte Kültür ve Turizm Bakanlığımız ne yapıyor?
• Sektörün yaşadığı sıkıntıları hafifletmek için hangi yeni tedbirler planlanıyor?
• Turizm işletmelerinin yükünü azaltacak hangi çalışmalar yürütülüyor?
• Vergi, enerji, finansman ve teşvik konusunda hangi yeni adımlar düşünülüyor?
Turizmci bugün bunları duymak istiyor
Bir başka merak ettiğim konu da şudur: Ülkemizde onlarca turizm derneği, turizm vakfı, turizm konseyi, birlik ve sivil toplum kuruluşu bulunuyor. Ayrıca il Milletvekilleri bölge Milletvekilleri bulunuyor.
• Peki sektör böylesine zor bir dönemden geçerken bu kuruluşlar ve Milletvekilleri ne yapmaktadır?
• Turizmcinin sesini Ankara'ya ne kadar güçlü duyurabilmektedirler?
• Bakanlık nezdinde hangi girişimlerde bulunmaktadırlar?
Bugün sektörün en büyük ihtiyacı ortak akıl, güçlü temsil ve somut çözümlerdir.
Çünkü turizm sadece otellerden ibaret değil
Turizm; esnafın, çiftçinin, taksicinin, teknecinin, rehberin, restoranın ve binlerce ailenin geçim kaynağıdır.
Turizm aynı zamanda ülkemizin en önemli döviz kaynaklarından biridir.
Bu nedenle turizmin sorunlarına yalnızca sezonluk değil, stratejik bir bakış açısıyla yaklaşmak zorundayız.
Bütün olumsuzluklara rağmen umudumuzu kaybetmiyoruz
Antalya ve özellikle Muğla; Marmaris'iyle, Bodrum'uyla, Fethiye'siyle, Datça'sıyla ve Akyaka'sıyla dünyanın en özel turizm destinasyonlarından biri. Doğal güzellikleri, tarihi zenginliği ve misafirperverliği ile her zaman tercih edilen bir bölge olmaya devam edecek.
Ancak turizmin en büyük düşmanı savaştan önce güvensizliktir.
Çünkü turist önce güvene yatırım yapar.
Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey daha fazla bürokrasi değil, daha fazla çözüm üretmektir.
Daha fazla şikâyet değil, daha fazla öz eleştiridir.
Daha fazla bahane değil, daha fazla kalite ve güvendir.
Çünkü unutulmamalıdır ki; Turist para bırakmak için değil, güzel anılar biriktirmek için gelir. Güzel anılarla ayrılırsa geri döner, kötü hatıralarla ayrılırsa sadece kendisi gitmez, yanında getireceği onlarca turisti de götürür.
Bir ülkede turizm güçlüyse ekonomi de güçlüdür.
Önemli haberleri kaçırma!
E-posta bültenine abone ol: