Tatil yapmayı biliyor muyuz? Ya da ne kadar biliyoruz?
İddialı bir başlık oldu farkındayım. Ancak halk olarak bizler hep iddialı olmayı sevmez miyiz?
Okuduğum kitaplardan ya da makalelerden turist tiplerine dair örnekler vererek ya da turizmin içinde birebir bulunmayıp, sadece teorik bilgilerle ahkâm kesenler gibi uzun uzadıya açıklamalar yapmak niyetinde değilim. Ancak birebir yaşadığım veya şahit olduğum olaylar sonucunda pratik anlamda birçok örnekle karşılaştım.
Bu yazımda sizlere Türk turist davranış tiplerinden bahsetmeye çalışacağım.
Malumunuz tatil yapmak birçoğumuza göre maalesef hala lükstür. Tatil ihtiyaç olarak algılanmamaktadır. Bu sebepledir ki bu lükse eriştiğimiz zaman kendimizi kaybederiz. Tuhaf davranışlar sergiler, yüksek bir egoya erişir, hatta ve hatta bir tatil paketi bedelini ödeyerek kendimizi kaldığımız tesisin patronu ya da sahibi gibi hissederiz.
Nasıl bir uçağa bir bilet ücreti karşılığında binip uçağın sahibi gibi davranamazsanız aynı şekilde bir oteli de bir oda fiyatı karşılığında sahiplenemezsiniz. O kadar kolay değil!
Aşağıdaki örnekler konusunda benimle hemfikir olmanız için turizm de yıllar harcamış olmanız gerekmez,
bir sezon süresi dahi çalışmışsanız –aktif olarak- beni anlarsınız diye düşünüyorum.
*Bizler erken rezervasyon dönemlerini araştırmayıp, Haziran-Temmuz-Ağustos aylarında otelleri arayarak oda fiyatı sorarız ve sormakla kalmaz; tatillerini ortalama 8-9 ay öncesinden -hem de tüm tatil bedelini ödeyerek- rezerve eden yabancı ülke vatandaşlarıyla aynı fiyata konaklamak isteriz. İstediğimiz rakamları alamayınca da “bizi niye küçümsüyorsunuz” deriz.
*Bizler iki kişilik odada tek kişi kalmamıza rağmen iki kişilik oda da kişi başı fiyatı ödemek isteriz. Tek kişilik oda fiyatı ödemek istemeyiz. Bunu ödemeyi anlamayız. Bütün dünyanın tersine bunun sadece Türkiye’ye özgü bir uygulama olduğunu düşünürüz.
*Bizler tatil yapacağımız otelleri acentelerden aldığımız bilgiler doğrultusunda buluruz ve bazılarımız tatil yapacağı otelin denize sıfır olmadığını ancak otele vardığında anlar. Önceden araştırma yapmak istemeyiz ya da otelin web sayfasını incelemek yerine otel görevlisine otel bilgilerini telefonda birer birer sorarız.
*Bizler çocuklarımızın hiç büyümediğini düşünürüz. Öyle ki ücret ödememek için 19 yaşındaki yetişkin aile üyemize “çocuk” deriz.
*Bizler otelcilik terminolojisini anlamak istemediğimiz için olası anlaşmazlıkta hemen tüketici haklarını, yorum portallarını hatırlarız. Bu görevli ne diyor diye düşünmeyip hemen sesimizi yükseltmeye başlarız. İstediğimizi alınca da bunu gurur sayarız ama bilmeyiz ki otel görevlisi bunu “yüzde yüz misafir memnuniyeti ilkesi” gereği yapmıştır!
*Bizler karşımızdaki personelin kaç saat çalıştığını, bizden önce kaç yüz kişiyle muhatap olduğunu, onların da insan olduğunu pek akıllarımıza getirmeyiz, sadece istediğimiz şeyin -tüm global otelcilik kurallarını yok sayarak- istediğimiz anda olmasını isteriz. 19.00 da açılması gereken bir restauranta 18.30 da girmek gibi.
*Bizler yasak denen her uygulamaya muhalifizdir. Bizler bizi ilgilendirmeyen her konuda, sırf bir miktar para ödedik diye söz sahibi olduğumuzu düşünürüz.
*Bizler bizlere saygıyla yaklaşarak, bir ricada bulunan otel personellerini dinlememeyi ve ben müşteriyim ben haklıyım gibi yaklaşımlarla otel personellerine hareket etmeyi severiz.
*Bizler sesimizi yükselterek küçücük indirimler, promosyonlar almayı nedense çok büyük işmiş gibi algılar ve bundan da nedense çok haz alırız.
*Bizler lafa gelince üçün beşin lafı mı olur der ancak lafı edilmeyecek miktarda indirimler için neredeyse bir düzine insanı ararız ve indirim alamayınca da çok çirkinleşiriz.
*Bizler neredeyse tüm dünyada 14.00 olan otele giriş saatini nedense hep erken saatlere çekmeye çalışırız. Koskoca otel -bir bana mı odanız yok- deriz.
*Bizler bize gönderilen konfirme yazılarını okumayı pek sevmeyiz ya da online rezervasyon yaparken hangi oda tipine rezervasyon yaptığımıza dikkat etmeyiz. İstemediğimiz bilgilerle karşılaşınca da ben bunu rezerve etmedim deriz. Ancak kendi elimizde tuttuğumuz konfirme yazısında yazanlarla otel görevlisinin söylediklerinin aslında aynı şeyler olduğunu çok sonradan anlarız. Ancak özür bile dilemeyiz.
*Bizler kara manzaralı oda fiyatından rezervasyon yapıp, deniz manzaralı oda da konaklamak isteriz. Nedense iki oda arasındaki farkı hiç anlamayız.
*Bizler aslında çok şeyi biliriz de uygulama konusunda hiçbir şey bilmeyiz.
NOT: Bizler yerine birçoğumuz ya da birçoklarımız ya da bazılarımız da diyebilirdim. Ancak bizler daha kısa olduğundan onu tercih ettim. Elbette ki hepimiz aynı değiliz ancak çoğumuz aslında aynıyız.
Örnekler çok fazla. Uzadıkça uzar.
Israrla belirtmek istediğim konu; empati yeteneğini bir şekilde kendimize empoze etmemiz gerektiğidir.
Anlayışlı olmayı öğrenmemiz gerekiyor.
Yukarıda saydıklarımın birçoğunu belki daha fazlasını farklı ülke vatandaşları da yapıyor olabilir.
Ama biz de yapıyoruz. Misafirperverliğimizi, sıcakkanlılığımızı, dostluğumuzu, göreneklerimizi tüm dünyaya
karşı sergiliyoruz ama kendi ülke vatandaşlarımızdan bunları esirgiyoruz.
Daha dikkatli olmamız gerekiyor diye düşünüyorum.
Unutmayalım ki otel sektöründe çalışanlar en az bizim kadar insanlar.
Unutmayalım ki sunulan tüm hizmetler bir standart gereği yapılıyor ve tüm işlemler kayıt altında tutuluyor.
Unutmayalım ki bir oda ücretini almak ya da almamak bir tesisi veya çalışanlarını küçültmez ya da büyütmez.
Ancak haksız bir yorum herkesi yaralar.
Daha bilinçli, daha duyarlı, daha saygılı turistler olabilmek dileğiyle.
Sevgilerimle,
Önemli haberleri kaçırma!
E-posta bültenine abone ol: