Sektörün hatası elitleşemeden globalleşmeye çalışmak

Artan otel ihtiyacının şantiyeden kopup gelen turizmciler tarafından hunharca ve bilinçsizce karşılanması, aslında bugün süregelen sorunları ortaya çıkaran büyük günahların ilkiydi.

01/12/2019 23:47
Sektörün hatası elitleşemeden globalleşmeye çalışmak

Mustafa Oğuz -SECONDAudits Kurucusu

Bu yazıyı kaleme alırken, bir yandan Beethoven’in Beşinci Senfonisi’ne kulak kabartıyorum. Beethoven müziğinin benim gözümde ilginç bir özelliği vardır. Bir yandan notaların müthiş harmonisi dinleyeni eşsiz bir şölenin ortasındaymışçasına mutlu ederken; bir yandan ustanın büyük dehasıyla vücut bulan müziğin kimyası, ortada ciddiyetle düşünülmesi gereken şeyler olduğu fikrine ikna eder.

Tam da bu noktada; 2018’de toparlanan, 2019’un ilk 9 ayı itibariyle yükselişe geçerek yatırımcısından çalışanına herkesi mutlu eden turizm sektöründe de, ortada ciddiyetle düşünülmesi gereken şeyler olduğunu vurgulamakta fayda var.

Amacım, turizm tarihinden konuşup ah vah etmek değil

Thomas Cook’un iflası, meclisten geçen Konaklama Vergisi, artan gıda enflasyonu ve bir bir kapanan işletmeler gibi global ve ulusal birçok değişkene göre şekillenen güncel durumlara ek olarak; yetişmiş personel azlığı, turizmcinin çarpık hizmet anlayışı, elitleşemeden globalleşmeye soyunan işletme yapıları, tamamıyla kar odaklı umursamaz vizyonlar gibi daha köklü ve gündemimizi daha uzun süredir meşgul eden problemler de var.  Keza ben de her fırsatta güncel olanlardan ziyade, sektördeki yapısal sorunlar hakkında düşünmeyi, konuşmayı ve yazmayı tercih ediyorum.

1895’te Pera Palas ile başlayıp, 20’nci asrın ortalarında Hilton ile planlı yapı için ilk adımlarını atan turizm sektörüyle Türkiye, asrın son çeyreğinde özellikle Avrupa için kitle turizminin merkezlerinden biri haline geldi. Ama sonrasında artan otel ihtiyacının şantiyeden kopup gelen turizmciler tarafından hunharca ve bilinçsizce karşılanması, aslında bugün süregelen sorunları ortaya çıkaran büyük günahların ilkiydi. Amacım, turizm tarihinden konuşup ah vah etmek değil.

Sürdürülebilir yapılar inşa etmekten oldukça uzak olduğumuz gerçeği apaçık ortada

Bu noktaya işaret etmemin sebebi; problemlerimizin temelinde yatan ve görmekten sürekli kaçındığımız şeyin, tepeden tırnağa bilinçsiz ve kendi kostümü içinde kaybolan, kendi kültürüyle birlikte globalleşmeyi de anlayamamış kendi öz dimağlarımız olduğu gerçeğini ortaya koymaktır.

Modern dünya ‘deneyim turizmi’ ile yeni bir düzene geçerken, biz henüz iyileşmek için kıpırdanıyoruz. Nitekim rakamları, verileri ve bu gibi ertesi güne sağ kalmayan unsurları bir kenara koyunca, sürdürülebilir yapılar inşa etmekten oldukça uzak olduğumuz gerçeği apaçık ortaya çıkıyor.

‘Cazibe merkezi’ sözü, maalesef bu coğrafyada pek anlaşılamadı

Oysa turizm; çıktılarının ancak yaşanabildiği, hayata ait hislerle tadılabildiği, yine onun kılcallarıyla duyulabilen hayatın bizzat içinde, büyülü bir sektördür. Keza ‘deneyim turizmi’ dediğimiz şey de bu yaklaşımı temel alır.

Yakın geçmişten günümüze kadar ilgili/ilgisiz herkesin diline dolanan ‘cazibe merkezi’ sözü, maalesef bu coğrafyada pek anlaşılamadı. Bizler, İngilizlerin ‘growth pole’ dediği terimi her ne kadar dilimizin zenginliğini kullanarak ‘cazibe merkezi’ olarak çevirsek de, terimin anlamsal uyarlamasını aynı ustalıkla yapamadık.

Dokumuzu korumak suretiyle modernleşmeliyiz

Cazibe merkezi haline gelme umutlarımızı, bazı rakamlar ve fiziki yerleşkelerin çokluğuna bağlamak, kabul etmeliyiz ki, oldukça eksik bir yaklaşımdı. Oysa bu yaklaşımların yanına az önce bahsettiğimiz turizm tanımını koyarak, kültürümüzün yüklü mirası ve coğrafyamızın çekici simasını monte ettiğimizde, hakiki bir cazibe merkezi olabiliriz.

Bu da ancak, kendimizi anlamak ve dokumuzu korumak suretiyle modernleşerek olacaktır. İşte o zaman trendleri yarım yamalak takip eden, suni, orijinallikten uzak yapı; trendler belirleyen, lider bir bedene bürünecektir.

Yorumlar