Savaşın gölgesinde turizm... Uzayan gerilimin bedeli 

Kıymetli okurlarım, bugün size Orta Doğu’da yaşanan savaşın vahametinden ve bu savaşın uzaması halinde ekonomiye ve turizme nasıl ağır bedeller ödeteceğinden bahsetmek istiyorum.

Dr. Zekeriya Bingöl  / Kültür ve Turizm Uzmanı Dr. Zekeriya Bingöl / Kültür ve Turizm Uzmanı 23/03/2026 01:27
Savaşın gölgesinde turizm... Uzayan gerilimin bedeli 

Orta Doğu yine kritik bir eşikte. ABD–İsrail–İran hattında yükselen tansiyon, yalnızca askeri bir mesele değil; ekonomiden turizme kadar geniş bir alanı etkileyebilecek bir sürecin habercisi. Bugün belki ekranlardan izlediğimiz gelişmeler, yarın cebimize, işimize ve günlük hayatımıza doğrudan yansıyacak. Nitekim bunun etkilerini şimdiden hissetmeye başladık; ancak daha büyüğünün kapıda olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden meseleye sadece siyasi değil, ekonomik ve toplumsal bir gerçeklik olarak bakmak gerekiyor.

Bu çerçevede bakıldığında, Orta Doğu’da yükselen savaş artık sadece bölgesel bir mesele olmaktan çıkmış; küresel ekonomiyi, turizmi ve hatta günlük hayatlarımızı doğrudan etkileyebilecek bir kırılma noktasına doğru ilerlemektedir. ABD–İsrail–İran hattında uzayan bir savaş ihtimali, bana göre en çok “uzun vadeli yıpranma” riski üzerinden okunmalıdır.

İran, sıradan bir Orta Doğu ülkesi değildir

Öncelikle şunu net söylemek gerekiyor: İran, sıradan bir Orta Doğu ülkesi değildir. Türkiye gibi köklü bir devlet geleneğine, tarihsel derinliğe ve güçlü bir toplumsal dirence sahiptir. Bu nedenle İran’ı bazı Arap ülkeleriyle aynı kefeye koyarak “hızlı çöker” varsayımı yapmak büyük bir hatadır. Böyle bir çatışma kısa sürmez; aksine uzadıkça derinleşir ve derinleştikçe ekonomik etkileri katlanarak artar.

Bu noktada savaşın uzaması, ilk olarak enerji fiyatlarının yükselmesi anlamına gelir. Petrol ve doğalgaz fiyatları arttıkça, Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkelerde üretim maliyetleri doğrudan yükselir. Bu durum enflasyonu tetikler. Otelden restorana, ulaşımdan sanayiye kadar her alanda ciddi bir maliyet baskısı oluşur. Dolayısıyla mesele sadece makro ekonomik göstergelerle sınırlı kalmaz; doğrudan vatandaşın cebine yansıyan bir zincir reaksiyona dönüşür. Nitekim dönüşmeyene başladı.

Turizm, güven algısı üzerine kurulu bir sektördür

Ancak asıl kırılgan alan turizmdir. Turizm, güven algısı üzerine kurulu bir sektördür. Türkiye savaşın tarafı olmasa bile, coğrafi konumu nedeniyle riskli algılanır. Avrupa’dan gelecek bir turist için detay önemli değildir; haritaya bakar ve “yakın, o halde riskli” diye düşünür. Bu da rezervasyonların azalması, iptallerin artması ve sezonun zayıflaması anlamına gelir. Turistler alternatif olarak İspanya, Yunanistan veya İtalya gibi destinasyonlara yönelir. Türkiye ise fiyat kırarak ayakta kalmaya çalışır ve bu da kârlılığı düşürür.

Üstelik bu tablo, turizm sektörü açısından zaten kırılgan bir döneme denk gelmektedir. Geçtiğimiz yıl sektör için oldukça zorlu geçmiş, bu yılın başında ise yangın tedbirleri kapsamında yapılan zorunlu yatırımlar nedeniyle birçok tesis ciddi harcamalar yapmış, hatta borçlanmak zorunda kalmıştır. Böylesi bir dönemde yaşanacak talep daralması, turizmci için adeta yıkım anlamına gelecektir.

Küresel ekonomi de bundan bağımsız kalamaz

İşin bir diğer boyutu ise ABD’nin olası bir kara harekâtıdır. Bana göre bu, en riskli senaryodur. İran coğrafyası zor, nüfusu büyük ve savaş tecrübesi olan bir ülkedir. Böyle bir ortamda kara savaşı, ABD için hızlı bir zaferden çok uzun süreli bir yıpranma anlamına gelir. Bu da sadece askeri değil, ekonomik olarak da ciddi bir maliyet doğurur. Nitekim tarihte benzer örnekler, bu tür süreçlerin ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğini açıkça göstermiştir.

Böyle bir senaryoda küresel ekonomi de bundan bağımsız kalamaz. Enerji krizi derinleşir, tedarik zincirleri zarar görür ve dünya genelinde ekonomik yavaşlama riski artar. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler ise bu dalgalanmalardan daha sert etkilenir.

Elbette bazı sınırlı fırsatlar ortaya çıkabilir

Elbette bazı sınırlı fırsatlar ortaya çıkabilir. Türkiye zaman zaman “görece güvenli” bir alternatif olarak öne çıkabilir ya da savunma sanayii ihracatında artış görülebilir. Ancak bu tür gelişmeler genel tabloyu değiştirmez. Büyük resimde, zarar daha ağır basmaktadır.

Sonuç olarak, bu savaşın uzaması sadece bir bölgeyi değil, tüm dünyayı etkileyen bir ekonomik baskıya dönüşmektedir. Ve en kritik nokta şudur: İran gibi köklü bir devletle girilecek uzun süreli bir çatışma, kimseye hızlı bir kazanç sağlamaz. Aksine, taraf olan ya da olmayan herkes için maliyeti giderek büyüyen bir sürece dönüşür.

Unutmayalım, coğrafya sadece kader değil, aynı zamanda ekonomidir. 


Önemli haberleri kaçırma!

E-posta bültenine abone ol:

Tüm güncellemelerden e-posta yoluyla haberdar olun.