Aspendos’u parlat, sanat turizminde öne geç

Bu güzel kentin o kadar çok etkileyici ve benzersiz değeri var ki. Galiba biraz da bunun verdiği rahatlıkla çoğunu görmezden gelebiliyoruz. Hatta birçoğunu da bozuk para gibi harcıyoruz.

16/09/2019 02:02
Adil Gürkan

All Anatolia

Yazarın Tüm Yazıları
Aspendos’u parlat, sanat turizminde öne geç

Antalya’mızın turizm ve sanat envanterinde muhteşem bir eser var.

Hepimiz farkındayız. Ama nasıl değerlendireceğimizi bilemiyoruz.

Bu eserden muhteşem bir tanıtım hikayesi yaratabiliriz. Dünyanın bütün sanatseverlerinin ilgisini bu esere çekebiliriz.

Bu eserin etrafında oluşacak bir aydınlık Antalya’mıza bambaşka bir hava katabilir. Antalya’mızı bir sanat kenti olarak konumlandırabiliriz.

Dahası var..

Dönemine göre sıradışı bir mimariye sahip olan bu eser, Dünya mimarlık çevrelerinin de radarına girebilir. Yapısı ve kurgusu ile önemli bir mimari ilham kaynağı olabilir.

Ama bu eseri parlatmamız lazım

Nasıl sorusuna aşağıda bazı cevaplar vermeye çabaladım. Ama öncesinde Aspendos’ta yaşadığım bazı üzücü durumları da paylaştım.

2 Eylül’de Aspendos’ta Carmen vardı.

(Carmen de kim? Sorusunu soran, içinden geçiren, aklına gelir gibi olan varsa, yazının bundan sonrasını okumasa da olur.)

Yer bulamama korkusu ile bir saat erken gittim. Girişe vardım.

Uzun kuyruklar beklerken, kapının hemen önünde küçük bir kalabalık gördüm.

Utandım.

Son ana kadar bir umut bekledim. Ama Tiyatronun yarısı bile dolmadı

5 Eylül gecesi de bir başka etkinlik vardı.

Ukrayna’nın sıcakkanlı dans ekibi.

Ukrayna’dan gelmiş harika bir dans topluluğunun gösterisini izlemek için bilet almıştım.

Programın başlamasına az bir süre kala içeri girdim. Manzarayı gördüm.

Utandım.

Yerin dibine girdim

Kafamda şimşek gibi çakıveren birkaç soruya cevap bulamadım. Kafamda oluşuveren birkaç cevabın ise, sorularını çıkartamadım.

Koskoca Aspendos’ta 3 bin kişi bile yoktu. Yaklaşık 20 bin kişilik kapasite ve bunun bir çeyreği bile dolu değil. Gelenlerin de yarıdan fazlası Ukraynalı idi.

Onların yüzüne bakamadım.

Antalya’da 500 bin misafir ve gösteride sadece 3 bin kişi.

Gösterinin olduğu gece, Tekirova- Gazipaşa hattındaki otellerde 500 bin konuk vardı. Buna karşılık Aspendos’ta 3 bin kişi bile yoktu.

İnsan sadece ‘Neden?’ diye sorabiliyor

Büyük olasılıkla büyük bir bölümünün böyle bir gösteriden haberi yoktu. Korkarım, çoğunun Aspendos gibi, bütün insanlığa ait bir mirastan da haberi yoktu.

En acısı da, birçok insanın, Aspendos’un inşa nedeni ve bunun arkasındaki efsaneden de haberi yoktu. Mimarından da, inşaat maliyetlerini karşılayanlardan da...

Böylesine ihtişamlı bir yapının yaratılmasına izin veren İmparator Marcus Aurelius’tan bütün samimiyetimle özür diledim.

Böyle bir estetiği insanlığa armağan eden Theodoros’un oğlu Mimar Zenon’dan da.

Tarihin belki de ilk sponsorlarından olan Aspendos’lu iki zengin kardeş Curtius Crispinus ve Curtius Auspicatus’tan da..

Teşekkürler Selçuklu ve Büyük Atatürk

Bu gün, muhteşem bir gösteri için bile ziyaret etmeye üşendiğimiz bu tiyatroyu bundan yüzlerce yıl önce Selçuklu sahiplenmiş. Gözü gibi korumuş.

Selçuklu dönemi onarım izlerini özellikle dış cephe ortasındaki anıtsal kapı eklentisinde ve cephesindeki koyu kırmızı zigzag desenli sıva kaplamada görmek mümkün.

Sultanlar bu yapıyı hem korumuşlar, hem de değerlendirmişler. Bir yaşam alanı olarak kullanmışlar.

Mustafa Kemal Atatürk de 1930 yılında burayı ziyaret etmiş, “onarılıp yeniden kullanılması” için direktifler vermiş. Atamız zamanında hem detaylı bakımlar gerçekleşmiş, hem de yapı birçok gösteri için değerlendirilmiş.

Ama biz yok saymayı tercih etmişiz. Gelinen noktada bu mirasa ilgimiz bu kadar işte.

Yılda bir kez düzenlenen bir etkinlik ve orada da dolmayan sıralar.

Bu kent Avrupa’da olsaydı, neler olurdu?

Antalya bütün özellikleri ile Hollanda’da olsaydı. Aynı deniz, aynı güneş, aynı tarihi, aynı doğa ve aynı iklim ile bir Hollanda kenti olsaydı.

Hatta bırakın köklü Avrupa ülkelerini.

Antalya bir Karadağ kenti olsaydı.

Neler olurdu?

Antalya, ormanların, hayvanların, insanların, benzersiz bir uyum içinde ve büyük bir keyif ile yaşadıkları bir yeryüzü cenneti olurdu.

Neyse biz kaybedilmiş coğrafya Antalya’mızı bırakalım..

Konuya gelelim. Antalya’nın mücevheri. Eşsiz değeri.

En kıymetli miras parçası..

Aspendos Anfitiyatrosu Hollanda’da, ya da Avusturya’da olsaydı

Ya da Slovenya’da...

(Ülkeler rastgele seçilmiştir.)

Bu ülkelerin halkları Aspendos için neler yapardı?

Aspendos Opera ve Bale Festivali nasıl olurdu?

Sadece Aspendos üzerinden bir varsayım yapalım. Bu başyapıt bir Avrupa ülkesinde olsaydı. Bu başyapıt ile ilgili efsane bir Avrupa ülkesinde yaşanmış olsaydı…

Bu efsane üzerine kaç kitap yazılırdı?

Bu efsane üzerine kaç film çekilirdi?

Bu efsane üzerine kaç opera yazılırdı?

Bu tarihi mücevherin nasıl korunacağını.. Yıllık etkinlik programlarını.. Tanıtımını.. Hepsini bir tarafa bırakalım.

Her yıl Eylül ayında düzenlenen yaklaşık iki haftalık festival nasıl olurdu? Bu festivalin düzenlendiği 15 gün boyunca kapıda oluşacak kuyruk nerelere uzanırdı?

Anfitiyatro nasıl dolardı?

Antalya, Aspendos ile bağlantılı olarak yaratılacak yüzlerce hikaye ile bütün Dünya’ya nasıl pazarlanabilirdi? Bu eşsiz hikayeler Antalya’yı turizm liginin zirvesine nasıl uçururdu?

Oteller. Tur operatörleri. Rehberler. Turizm Yazarları.

Aspendos’u sizler sahiplenmezseniz, bu unutulma süreci devam eder. Birkaç nesil sonra orada kendi halinde, bakımsız taş yığınlarına dönüşür.

Bakın bir istatistik var önümde:

Kolezyum, Dünyanın en popüler turist destinasyonu. Bunu Dünyanın en büyük seyahat sitesi Tripadvisor söylüyor. Hem de elindeki somut verilere dayanarak.

2018’de Kolezyum’u kaç kişi ziyaret etmiş?

Sıkı durun; 7.4 milyon kişi. Bir önceki yıla göre 5.7 puan artış sağlamış.

Ortalama giriş ücreti 40 Euro.

Harika bir logo yapmışlar. Bir de resmi websitesi var.

Pekala, Aspendos’u aynı yıl kaç kişi ziyaret etmiş?

Bulamadım. Herhangi bir veriye ulaşamadım.

Aspendos için bir websitesi var mı?

Yok!

Antalya’nın Doğu’sunda, Serik ilçesine yakın, kendi halinde bir taş ve mermer yığını işte.

Bundan binlerce yıl önce buralarda yaşayan ve ‘ bizimle hiçbir ilgisi olmayan’ birileri, işleri güçleri yokmuş gibi, oturup bu taş ve mermer yığınını dikmişler.

Onların sanat diye bir derdi varmış.

Onların, kent halkı olarak bir araya gelip, ortak kararlar almak gibi bir derdi varmış.

Bizim öyle dertlerimiz yok ki…

O bölgeden ne efsaneler çıkar bir bilinse..

Oysa hem tiyatro ile ilgili hem de çevresindeki yaşam alanlarına ait o kadar çok efsane var ki.  Gidip biraz araştırmak yeterli olur.

Mesela, hemen yakınından geçen Köprüçay. O dönemdeki adı ile Eurymedon.

Çok güçlü akması nedeniyle Tanrısallık atfedilen çay..

Tarihin ilk ve en büyük nehir savaşının yapıldığı nehir; Eurymedon. Perslerin ve Yunanlıların deniz kuvvetlerinin savaştığı yer.

Bu savaşın elimize ulaşan bilgilerinden bir opera çıkmaz mı?

Muhteşem besteler yapılmaz mı?

Aspendos, Eurymedon ve çevreden etkileyici hikayeler çıkar. Bütün Dünyadan tatilciler ve gezginler de bu hikayelerin bir parçası olmak için can atar.

Ama önce kafalarımızı şu daracık ürün gamından kaldırmamız gerekir.

Şu kolay gibi görünen, ama sürdürülebilirliği olmayan modelin dışına bakmamız gerekir.

Antalya gibi bir kentte yaşadığımız gerçeğini hatırlamak gerekir.

Öncelikle de Antalya’nın bir sanat kenti olduğunu kabul etmemiz lazım.

Gerisi, uzun ama keyifli bir çalışma ile toparlanır. Gençler, sivil toplum, sanatçılar, Antalya sevenler bir araya gelir, bu kenti tedavi ederler.

 

 

 

Yazar Bilgisi

Adil Gürkan

All Anatolia

Yazarın Tüm Yazıları

Yorumlar