Kartallar Ülkesi: Arnavutluk
Ekim ayı içerisinde Avrupa düzeyinde düzenlenen “Soykırım Eğitimleri İçin Materyal Geliştirme” konulu eğitim kursuna katılmak için Arnavutluk’a gittim. Arnavutluk bizden vize istemeyen bir ülke. Her gün İstanbul Atatürk Havalimanından Tiran’a doğrudan uçuş var. Havalimanında uçağa alındıktan sonra uçak içerisinde bir saat beklemek zorunda kaldık. Bu bekleyişin en önemli nedenlerinden bir tanesi ülkemizden özellikle tekstil alışverişi yapmış olan Arnavutların koca koca valiz ve poşetleri el bagajı olarak uçak içerisine alma çabaları. Bu sözde el bagajları toplatılıp uçağın kargo bölümüne yollandı. Valizlerin çokluğunu Tiran’da inince daha iyi anladık.

Havalimanında Arnavutluk’a ilk kez geldiyseniz seyahat nedeniniz soruluyor. Daha sonra size buyurun geçin diyorlar. Aman pasaportunuzu kontrol edin. Zira polis yanımda mühür yok, zaten gerek de yok diyerek sizi gönderebilir. Israrla pasaportunuzu mühürletin. Yoksa dışarıda sorunlarla karşılaşabilirsiniz. Tiran’daki havalimanın adı “Rahibe Teresa”, küçük olmasına rağmen modern bir yapısı var. Havalimanı çıkışında 250 leke ödeyerek şehir merkezine inebilirsiniz. Leke, Arnavutluğun para birimi. Yuvarlak bir hesapla 1 lira, 65 leke ediyor. Arnavutluk pahalı bir ülke değil.
Yıllarca Enver Hoca baskısında yaşamış olan Arnavutluk gelişim hamlesi sergiliyor. Ama şahsi kanaatime göre daha fazla çalışmaları gerekiyor. Ülkenin karayolları çok kötü. Yollarda çamur yüzünden yürümek epey zor. Avrupa Birliği yolunda ilerleyen bu ülkede bir çok yenilik yapılmak zorunda gibi görünüyor.
Arnavutça bildiğim dillerden farklı bir dil. Konuşulunca hoş geliyor kulağa. Zaten biraz dikkat ederseniz bu dil içerisinde ne kadar çok Türkçe kelime olduğunu göreceksiniz; Çanta, Reçel, Tencere, Pencere, Sucuk vb… Benim konuştuğum Arnavutlar, siz burada beş yüz sene kaldınız, gayet normal bu etkileşim diyorlar. İşin güzel tarafı bunu sitemle anlatmıyorlar. Gördüğüm kadarıyla Arnavutlukta Enver Hoca dönemi sonrası ateist inanç yapısı çok yaygınlaşmış. Her ne kadar bir çok cami ve kilise görmek mümkünse de genel olarak ibadethaneler boş.

Arnavutlar kendilerini “Kartallar Ülkesinin” çocukları olarak tanımlıyorlar. Bu nedenle kırmızı tabanlı bayraklarında çift başlı kartal sembolünü yerleştirmişler. Hatta konuştuğumuz Kosovalı Arnavutlar bile bayrak olarak aslında çift başlı kartalı gördüklerini, diğerini ise önemsemediklerini açıkça belirttiler. Arnavutluk içerisinde kendi bayraklarının yanı sıra, Avrupa Birliği ve Kosova bayraklarını da sıkça görebilmek mümkün. İngilizce yerine İtalyancanın ve Yunancanın yabancı dil olarak etkili olduğunu gördüm. Hatta marketlerde bile öncelikle ve yoğunlukla İtalyan markalarının ürünlerini görebilmek mümkün. Yanınızda bir tercüman bulundurmanızı öneririm.

Biz gittiğimizde Tiran şehir merkezi tamamen tamirat altındaydı. İskender Bey olarak bilinen ünlü Arnavut kahramanın heykelini – ki kendisi Osmanlıya karşı isyanıyla bilinir– ya da Osmanlıdan kalan merkez camiini ziyaret edemedim. Yol üstünde Byrek yazan börekçileri, gülen yüzleri ve neşeli tavırlarıyla insanları gördüğümde, kendimi Arnavutlukta evimde gibi hissettim. Ben başkent Tiran’dan daha güneye iki buçuk saat seyahat ederek “Vlora” şehrine gittim. Bir sonraki yazımda ise bu güzel Akdeniz şehrini anlatacağım.
Önemli haberleri kaçırma!
E-posta bültenine abone ol: