Hırvatistan'da İlk Günüm
Önce Prag’a uçacak, sonra da Zagrep’e devam edecektim. Daha önceki “Doğu Avrupa” uçuşlarımda deneyimlediğim gibi iki uçak da küçük ve pervaneli tipdeydiler. Doğrusu şaşırmıştım bu duruma, çünkü Hırvatistan’ın son yıllarda oldukça büyük önem kazanan bir turizm ülkesi olduğunu düşünüyordum ve oraya daha büyük uçakların—özellikle de Almanya’dan uçulduğunu düşünecek olursak—hizmette olmasını beklemiştim. Beklendiği gibi sesten çok rahatsız oldum ama Zagrep’e ulaştığımda kulaklarım hala benimle beraberdiler.
Knjaz beni bir otoparkta bekliyordu. Arabası çocuk koltuğundan tut bir aile arabasında bulunabilecek diğer malzemelerle tıka basa doluydu. Neyse ki bana yanında, ön koltukta biraz yer açtı da oturabildim. Yolculuğu ikimiz yapacaktık. Yoldan kameramanı alacaktık. Aceleyle gitmemiz gerekiyordu, çünkü gece kalacağımız yerle ilgili bir sorun vardı—önceden kalağımızı düşündükleri otele bayan basketbol takımı emrivaki ile yerleşmişti ve bu nedenle başka bir yer aramak gerekiyordu. Buna ek olarak, zamanında Imotski denen bölgeye ulaşıp dinlenmemiz ve ertesi günkü maratona zihnen ve bedenen hazır olmamız gerekiyordu. Bu sözler merakımı bir kat daha arttırmıştı. Gece çok geç yatmış ve sabahki uçuş nedeniyle erken kalkmış olduğumdan gözlerim kapanıyordu. Knjaz seyahatimiz başlar başlamaz cep telefonuna ardı ardına gelen aramaları cevaplamaya başladı. Hırvatça, hakkında hiçbir fikrimin olmadığı bir dildi ve görünüşe bakılırsa çok da hızlı konuşuluyordu. Sonuç olarak hiçbir şey anlamam mümkün değildi. Araba teybinde çalan müzik de can sıkıntımı geçirmeyince başladım ufak ufak şekerleme yapmaya. O sırada aklıma yıllar önce kuzenimle yaşadığımız bir macera geldi, tebessüm ettim. Kumburgaz askeri dinlenme tesislerinden gece çok geç bir vakitte Anadolu yakasındaki evlerimize dönmeye çalışıyorduk, ama o saatte vasıta bulmak ne mümkün!? Ancak sonunda, otoyolun kenarında yaptığımuz el kol hareketleri ile bir taksiyi durdurmayı başarmış ve bu garip görünüşlü, iri yarı, gözlerinden belki günlerdir uyumadığından veya sarhoş olduğundan uyku akan, arabayı formula bir yarışlarına hazırlanır gibi aşırı süratle kullanan şoför ile ön yolcu koltuğunda, görünüşe bakılırsa bozuk olan emniyet kemerini polis çevirmelerinden kurtulurum umuduyla kafasına dolamış, şoförün tam aksi sıskacık ve küçüçük bir adamın yer aldıkları taksinin arka koltuğuna oturmuştuk. Ben her zamanki rahatlığımla kafayı arkaya yaslamış bir şekilde şekerlemeye geçmiştim. Ama bizim kuzen, durumun gerçekten çok farkında, endişe ile şoförün hareketlerini takibe almış ve stresle eve ulaşabilmek için duaya başlamıştı. Arabadan indikten sonra benim rahatlığımı herkese anlata anlata bitirememiş ve “Ah kuzen, senin kadar rahat adam görmedim hayatımda!” diyerek sitem, şaşkınlık, inanamamazlık ve belki de biraz hayranlık ile yorumunu yapmıştı. Hırvatistan’da başlamış olduğum bu karayolculuğu sırasında da senelerdir değişmemiş olduğumu görmem beni keyiflendirmişti: nitekim yine bilinmeyene doğru bir başka yolculuğa çıkmış durumdaydim.
Devam edecek...
Önemli haberleri kaçırma!
E-posta bültenine abone ol: