DOĞUMUNUN DÖRTYÜZÜNCÜ YILINDA EVLİYA ÇELEBİ’Yİ ANLAMAK
Bu yazımda daha önceki yazımın bir devamı, yer ve mekan tanıtımının bir parçası, kültürel ve tamamlayıcısı olarak değerlendirdiğim UNESCO Anma Yılları’na değinmek istiyorum. Kültür, sanat, bilim alanında isim yapmış kişiler Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Bölümü UNESCO tarafından adlarının verildiği yıllarda anılmaktadır.
1966’ da Nasreddin Hoca’nın ölümünün 700. Yılından başlayarak Hasan Ali Yücel’in, Şeyh Galib’in, Nazım Hikmet’in, Mevlana’nın, Kaşgarlı Mahmud’un adlarının verildiği Anma Yılları’ndan son yıllarda yapılanları özetleyerek konuyu gelecek yıllar için oluşturulabilecek bir kutlama anlayışı oluşturulması ve kalıcılık bazında değerlendirmek istiyorum. Gelecek için bir şeyler biriktirmek, bizden sonraki nesilleri bildiklerimiz ve yaşadıklarımızdan mahrum etmemek gibi bir görevimiz de var.
Anma yılları bu anlamda bize tanınmış bir şans; bir kerede kullanmak ya da uzun yıllar devam ettirmek elimizde. Anarken felsefesini yaşamak, gelecek yıllara aktarılabilecek sonuçlar çıkarmak; innovatif bir yaratıcılık anlayışı ile kullanmak gerekiyor. Bu tarz kutlamalar bir alışkanlık olmalı.
2009 Katip Çelebi nin 400. doğum yıldönümü olarak ilan edilmişti. Yazmaya başladığı Cihannüma adlı eseri ile tanıdığımız Katip Çelebi medresenin egemenliğindeki düşünce dünyasının dışında görüşler ileri sürmüş bir bilgin olarak nitelendirilmektedir. Katip Çelebi’nin 400. doğum yıldönümü nedeniyle Kültür ve Turizm Bakanlığı bir kitap yayınladı. Kitabı düşünce ve kanaat farklılıklarının insanlık tarihi kadar eski olduğunu; bunun doğal karşılanması gerektiğini ve karşıt düşüncelere hoşgörüyle bakılmasını öğütleyen Katip Çelebi’yi tanımak ve o zamanın bilim dünyasına girmek için, bir başlangıç olarak değerlendiriyorum.
Ressam ve Arkeolog Osman Hamdi Bey in 100. ölüm yıldönümü ve ülke içindeki etkinliklerde (Turizm Haftası, Müzeler Haftası vb) ne kadar etkili programlara konu olduğunu hatırlamamız mümkün görünmüyor. Osman Hamdi Bey’in Türk Müzeciliğine olan katkısı bu yıl Müzeler Haftasına ağırlığını koyabilir; Nemrut Dağı’ nda özel kutlamalar yapılabilirdi. Zamanın geçmiş olduğunu düşünmüyorum.
Söz gelimi bu yazıyı okuyan kaç kişi, Osman Hamdi Bey adına Eskihisar’ da özel bir müze olduğunu ve burada balmumu heykellerle bir yaşamın tasvir edildiğini biliyor. Konunun Osman Hamdi Bey Müzesi anlayışının dışında; Osman Hamdi Bey’in Müzeleri kavramı ile özdeştirilmesi ve kalıcı bir zemine oturtulması düşüncesindeyim.
2011 yılını Evliya Çelebi’nin 400. doğum yıldönümü nedeniyle kutlarken daha kapsamlı anma bir geleneği başlatılması için bir fırsat olarak düşünüyorum. Sayın Seçim AYDIN’ın Turistin Not Defteri Köşesinde bir önerisi olmuştu. Dikkate alınsaydı yayınlanan tüm kitaplara, özellikle gezi kitapları ve dergilerinde özel bir anma ifadesi bulunması 10 yıl 20 yıl sonra bile bu kitapları okuyanlar için bir hatırlama nedeni olacaktı.
Bir başka önerim de marka kent olma yolunda yarışan kentlerimizin kültürel miras konusunda da yöresel etkinliklere ve kentlerinden yetişen değerler konusuna da yönelmeleri; bu isimleri onurluklarda yaşatmaları. Bununla beraber kültürel mirasın belli unsurlarını yeniden hatırlamak ve yorumlamak açısından gerekli bilgi ve beceriye yüksek düzeyde sahip sanatçı ve zanaatkarları Türkiye deki UNESCO Temsilciliğine iletilebilecek Yaşayan İnsan Hazineleri projeleri üzerinde daha özenle durulması.
Yılın bitimine yakın, anlaşılması için son çabaları gösterdiğimiz UNESCO’nun sayesinde hatırladığımız Evliya Çelebi’yi seyahat felsefesi bazında anlamaya çalışmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu felsefeye turist olmak yerine gezgin olmak diyorum. Turist olmak belli bir dönemde, belli bir programa dahil olup onu tamamlamak anlamında, bu dünyanın neresinde olduğuna çok önem vermeyen insanların tatil seçeneği.
Oysa gezginler Nezihe ARAZ’ın Yunus Emre Kitabında belirttiği; Evliya Çelebi’nin yaptığı gibi gittiği yeri yaşayan olayları, gerçekçi bir gözle izleyen ve onlardan anlatımlar çıkarabilen kişiler. Turizm ve kültür ekonomisinin özünde temelleri 400 yıl bu topraklarda atılmış bu düşünce yatıyor. Turist olarak sayılmak yerine tatilimizde Evliya Çelebi olmaya çalışmak; gittiğimiz yöreyi kültürü, günlük yaşamı ile tanımak, birlikte yaşamak ve paylaşmak felsefemiz olmalı diye düşünüyorum.
Evliya Çelebi’nin torunları olarak tatillerimizi sonradan anlatabilecek, yazabilirsek fotoğraflarla kalıcı hale getirebilecek bir anlayışla doldurabilirsek bizden sonra da pek çok Evliya Çelebi’yi bu topraklarda görebiliriz.
Önemli haberleri kaçırma!
E-posta bültenine abone ol: