Anlaşılamayanlar (1 )
Artan turist sayısına rağmen azalan turizm gelirleri
Türkiye’nin dünyanın lokomotif turizm ülkelerinden biri olduğu gerçeği herkes tarafından bilinmekte ve istatistiki veriler bu gerçeği apaçık ortaya koymaktadır. Ancak “dışı sizi yakar içi beni” misali Türk turizmini gelir ve gider olarak muhasebe tablosuna dökecek olursak ve dökülen veriler ışığında akl-ı selim bir analiz yaparsak ; aslında işlerin pek öyle göründüğü gibi parlak olmadığı aksine planlı , kararlı çözümler üretilmeden parlak bir turizmden söz etmenin hayalcilik olacağını söylemek zor olmaz diye düşünüyorum. Türk turizmini kötülemek , hep mükemmeli isteyen ebeveynler gibi Türk turizmini azarlamak, farklı ülkelerin salt olumlu yönlerini örnek gösterip ülke turizmini aşağılamak ya da farklı ülkelerle Türk turizmi arasında öldüresiye kıyaslama yapmak bugüne dek çok yapıldı. Bu kolaycı eleştiri türünü en azından ben yapmamayı tercih ediyor ve kolektif bir düşünce yoğunluğu ile Türk turizminin istenen ve özlenen refah düzeyine erişeceğine inanıyorum. TUIK web sayfasında da göreceğimiz üzere son yıllarda Türkiye’ye gelen turist sayısında istikrarlı bir artış görülmekte.Bu son 2 yıldır da devam ediyor. 2009 ilk 9 aylık dönemde Türkiye’ye gelen turist sayısı 21.8 milyon civarında seyrederken 2010 yılının ilk 9 aylık döneminde bu rakam 23.1 milyon şeklinde revize oldu. Ancak turizm gelirleri açısından söz konusu revizeyi bekleyen herkes maalesef aynı düş kırıklığını haklı olarak yaşıyor. Çünkü 2009 ilk 9 aylık dönemi toplam gelir 16.2 milyar $ civarında seyrederken bu rakam 2010 ilk 9 aylık döneminde 15.5 milyar dolara geriledi. İlk bakışta önemsiz gibi görülebilecek bu duruma ek olarak; 2008 yılında turizm geliri ilk 9 aylık dönemde 17.4 milyar dolar civarında seyretti. Yani söz konusu düşüş aslında önemli bir konu ve istikrara dönüşmüş istatistiki bir veridir. Şu an yapılması gereken, bekleneni neden alamadığımız üzerine düşünme, istişare yapma ve sonuç odaklı çalışma zemini oluşturmak ve sonuç almaktır. Şöyle film şeridi gibi turizme dair bazı ayrıntılarda bulunsam sanırım sorun teşkil eden konuları tespit konusunda bize yardımcı olacak ipuçlarına en azından yaklaşmış oluruz.
Bazı otel zincirleri ve diğer oteller kaliteli fiyata %50 doluluk yerine daha düşük fiyata ve daha az kaliteyle %100 doluluk sağlama peşinde olmasalar diyorum.Böylece Avrupa standartlarında donanıma sahip olduklarını düşündüğümüz tesislerimiz hak ettikleri fiyatlarda müşteri bulsa, personel hak ettiği maaşı alsa ve istihdam bu şekilde istikrara dönüşse iyi olmaz mı? Bazı yetkili makamlarca özellikle Akdeniz de 5 yıldızlı tesis ihtiyacına gerek olmadığı artık 2,3,4 yıldızlı tesislerin sayıları arttırmalı diye görüşler dile getiriliyor ama 5 yıldızlı tesisler hızla artmaya devam ediyor. Bu artış fiyat rekabetinden dolayı yepyeni otellerin hak ettiklerinden daha aşağı fiyatlara satılmaları sonucunu kaçınılmaz olarak doğurmuyor mu? Artık 5 yıldızlı tesis sayısı yeter denilse iyi olmaz mı? Yıllardır süren Alman ve Rus turist yoğunluğunu kendi halinde bırakıp –ki zaten belli bir portföy oluştu yani sadakat belli oranda bu turistler için sağlandı- farklı pazarlardan pay alınsa bu konuda gönüllüler devlet bünyesince desteklense iyi olmaz mı? Ortadoğu ‘dan İran’dan gelen turist sayısında bir artış var bu artış daha da arttırılsa, Bulgaristan dan gelen turist sayısı 1 milyonu aşmışken Yunanistan dan gelen turist sayısı en azından Bulgaristan dan gelen turist sayısına yaklaşsa bunun için çaba gösterilse diyorum. Ya da gözümüzü uzaklara diksek ve gelişen Uzak Doğu ülkelerinden hatta Amerika’dan kum-deniz-güneş turizmi yerine tarihi yerlerimizi ön planda tutarak kültürel turizm aktiviteleri geliştirerek yeni turistler yaratsak daha iyi olmaz mı? 2009 da 245 bin civarında seyreden İsrail turist sayısı bu yıl 91 binlere gerilemiş durumda. Bu örnekle de görülüyor ki reklamasyonun en büyüğü ülkeler arasındaki diyaloglarla ortaya çıkıyor. Buna dikkat edilmeli! Örneğin bazı olumsuz konular dış basında fazla yer bulmazken Türk basınında günlerce lanse ediliyor. Bu konuda tüm basın kolları ve medya kuruluşları dahil herkes üstüne düşeni yapsa daha iyi olmaz mı? Hep nitelikli, yetişmiş eleman sıkıntısı çektiklerini söyleyen sektör yöneticileri turizm okulları ile diyalog kursalar, kadrolarını aile içi takviyelerle güçlendirmek yerine okullu gençlere şans verseler yine yetmiyorsa bu gençleri kendi bünyelerinde kış okulları açarak “ücretsiz izinlere” göndermek yerine yetiştirseler daha iyi olmaz mı ? Film şeridi biraz uzun oldu ama değinebildiğim konular bence üzerlerine düşünülmeleri gereken hayati önem taşıyan konular.“Acı duymadan bilinçlenme olmaz” demiş Carl Jung bunca acı yeter bence artık bilinçli olma zamanı.
Sevgiyle kalın.
Önemli haberleri kaçırma!
E-posta bültenine abone ol: