“İstanbul Nedir” Söyle Bana...
Bir çok zaman insan sıkılır kendinden, bulunduğu yerden ve yaşadıklarından. Böylesi zamanlarda sorgular her şeyi. Nedenler bulmaya çalışır kendince, kendini ikna edebilmek için. Böylesi zamanın birinde, sıkıntıyla uykuya dalan genç rüyasında elinde kılıçla karşısına çıkan cengâverden ürkerek kaçmaya başlar. Ama kolay değildir bu atlıdan kaçmak, koşar ve koşar. Sonunda zihninde bir serdengeçti ruhu canlanır ve geriye döner.
Atlı karşısında dikilir ve sorar; “nedir derdin benimle, ben sana ne yaptım da elinde bir kılıç benim peşimdesin”. Cengaver atından iner ve ona “ben senin hayatındaki her şeyinim, hayatım ve ölümüm”. Ne istiyorsun benden diye haykıran gence hemen cevap verir “bana İstanbul kelimesinin anlamını söylersen, sana dokunmam gidersin yoksa hayatını burada ellerinden alır giderim”. Genç ürker, daha önce bu soruyu hiç düşünmemiştir, derince bir nefes alır ve anlatmaya başlar;
İstanbul aşktır. Birbirini hiç bırakmayacak iki sevgilinin ellerini uzatarak kavuşması misali Avrupa’dan Asya’ya uzanan köprülerdir. Üsküdar’dan bakıldığında Boğazın yalnız ve içli aşığı “Kız Kulesidir”. Sen kıyıda durursun tüm aşkınla bu kuleye bakarsın ama aradaki sular erişilmez kılar aşkını. Hem zaten erişilmezi erişilir kılmak için bu şehir kurulup üzerine savaşılmamış mıdır. Eyüp Sultan’da insanların yüreklerinde hala yaşayan Ebu Eyyub El Ensari o ilerlemiş yaşına rağmen peygamber aşkı ile gelmemiş midir bu Şehr-i İstanbul’u almaya. Yine ona yakın bir yerde adını semtine de vermiş olan Piyer Loti, bu şehre aşık olup burada kalmamış mıdır. Adına binlerce şarkı yazılmamış mıdır bu şehre ve herkes eşlik etmektedir “sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul” şarkısına.
İstanbul çiçektir. Lale devrinin yaşandığı sokakları, sarayları ve zamanları içerisinde bulunduran. Bugün Hollanda laleyle ün salmışsa bunu İstanbul Şukufelerine borçlu değil midir? Taksim’de çiçek satan Roman ablalar, kardeşler, teyzeler değil midir sizi çiçekleriyle karşılayan İstiklal Caddesi girişinde. Ya da Gültepe, Laleli değil midir bu İstanbul’un semt adları. Çemberlitaş civarında bulunan bir çok sergi, su üzerine çizilmiş çiçekleri görmemiz mi güzel bakan gözler. Ebru değil midir olmayan çiçekleri bile oldurabilen.
İstanbul yemektir. Eminönü Mısır Çarşısına gidince şifa ve lezzet saçan baharatları, çayları ve kahveleri alabileceğin, sonra da yorulunca kıyısında balık yiyebileceğin. Balık sevmem mi diyorsun, üzülme, köprüden geçer Karaköy’de börek yemeğe gidersin. Benim vaktim çok dersen, oradan bir tekneye binersin, Kanlıca’da pudra şekerli leziz mi leziz yoğurdunu yersin. Doymazsan azıcık öteye gidersin, biraz Çengelköy hıyarını Osmanlı zamanı çeşmelerin birisinde yıkarsın, Boğazı izleyerek afiyetle yersin. Ama oldu mu canım bunlar da yemek mi dersen, İstanbul sana küsmeden dünya mutfaklarını açar. Beşiktaş’ta İtalyan, Cihangir’de Çin, Sultanahmet’te Süryani, Nişantaşın’da Hint yemeklerini yersin. Ama benden sana tavsiye kahveni içmeye de sahilde Arnavutköy’e gidersin.
İstanbul şifadır. Temiz hava almak için gideceğin dört farklı ada vardır. Sıkıldın mı bin Kabataş’dan deniz otobüsüne ya da nostalji için vapuruna, doğru Büyükada’ya. Faytonla mı çıkarsın yoksa ben sporu severim, yürürüm mü dersin bilmem ama doğruca Dil Burnuna gidersin. İçine mis gibi çam ve deniz havasını çekerek güzel İstanbul’u seyre dalarsın. İyi de ben şehrin pis havasından hasta olacağım dersen o zaman sana yüzlerce yıl öncesinden seslenenlere kulak verirsin. Şifa lazımsa “Bezm-i Alem Valide Sultan” çağrısı ile Vakıf Gureba’ya uğrayı verirsin. Olmadı mı, Haseki var, Cerrahpaşa var, tarihinden gelen binlerce şifa yuvası var.
İstanbul tepedir. Allah’a daha yakın olması için mi böyle tepe tepe yaratılmış bilmem ama İstanbul’da bir tepeden iner diğerine doğru yol alırsın. Bunaldın mı, sıkıldın mı gidersin bir tepeye, şöyle bir nazar eylersin İstanbul tepelerine, boğazına, semasına ve tarihine, ne dert kalır ne sıkıntı. Sana önerim Beykoz’a yakın Yuşa Tepesine gitmendir. Peygamberdir diyen var, üç metredir diyen var, bu tepede oturur ayağını boğaz sularına sokardı diyen var, ama ortada en gerçek olanı muhteşem bir manzara var. Hazır oraya kadar gitmişken Anadolu Hisarına uğra. Lütfen, benden Cenevizlilerden kalma kale üzerinden Karadeniz’e selam söyle. Hala vaktim var mı diyorsun, sana “biz Çamlıca’nın üç gülüyüz” şarkısının kulağına fısıldanacağı Çamlıca tepesine çık. Oradan bana bağır, “hayat buradan bakınca ne kadar güzel” diye.
İstanbul dindir. İster selam de ister şalom, ister ezan dinle ister çan, ister sema et ister cem, burada sana göre bir yer mutlaka vardır. Karaca Ahmet Cemevi, Aya Sofya Kilisesi, Aya Sofya Müzesi, Aya Sofya Camii, Sultan Ahmet Camii, Süleymaniye Camii, Saint Antuan Katolik Kilisesi, Rum Ortodoks Patrikhanesi, Süryani Kilisesi, Ermeni Kilisesi, Neve Şalom Sinagogu ve daha niceleri sana kucak açmaya hazırdır bu Şehr-i İstanbul’da. Varsın kırsınlar, varsın kızsınlar, seni her zaman kucaklamaya hazır olan bir de Yenikapı Mevlevihanesi var.
İstanbul sanattır. Yılın her günü sanatçılara kucak açan bir anadır bu şehir. Hem öyle para da istemez çoğu zaman. Sanat sokaktır, sanatçı sokaktadır. İstiklal, Nişantaşı, Pera Müzesi, Topkapı Panoraması, Arkeoloji Müzesi ve daha neler neler sanatı içerisinde gizler. Duydun mu bilmem ama şöyle bir söz derler, “Kuran Mekke’de indi, Mısır’da okundu ve İstanbul’da yazıldı”. İşte İstanbul ki hattatları yüreğinde barındıran, ebrularına katre katre akan, filmlere konu olan, ressamların çizmeye doyamadığı şehirdir.
“Ah be cengaver, bilinmez ki İstanbul nedir, bilinmez ki hangi kelimeler bu şehri anlatır, bilinmez ki bu şehri görmeyen gözler neleri kaçırır ve bilinmez ki bu şehirden giderken dökülen yaşlar ne zaman diner. Ben sana cevap veremedim, ama sana bu şehir için verebileceğim bir canım var. Varsın binlerce yıldır toprağına kan akan bu şehre bir damla da benden olsun. Vur bu bedenden kellemi ama yeter ki kabrim İstanbul’da olsun. Bırak bu topraklar örtsün bedenimi, ben İstanbul olayım, İstanbul’da ben.”
Önemli haberleri kaçırma!
E-posta bültenine abone ol: