Firuz Bağlıkaya: Kazandığımızda yepyeni bir dönem başlayacak

TUYED üyesi gazetecilerle bir araya gelen TÜRSAB Başkan Adayı Firuz Bağlıkaya, adaylığı ve seçim vaatlerine ilişkin soruları cevapladı. Rakibi Ulusoy'a karşı ılımlı bir dil kullanan Bağlıkaya, sektörü kucaklayan bir TÜRSAB hedeflediğini belirtti.

29/09/2017 10:15
Firuz Bağlıkaya: Kazandığımızda yepyeni bir dönem başlayacak

Turizm Yazarları ve Gazetecileri Derneği'nin (TUYED) üyesi gazetecilerle bir araya gelen TÜRSAB Başkan adayı Firuz Bağlıkaya, seçim yarışına yön verecek açıklamalarda bulundu. Gazetecilerden gelen soruları yanıtlayan Firuz Bağlıkaya, bir önceki toplantıda TÜRSAB Başkanı Başaran Ulusoy'un öne sürdüğü iddialara da cevap verdi. Cevaplarında TÜRSAB'ın kurumsal kimliğine yönelik hassasiyetini özellikle vurgulayan Firuz Bağlıkaya'nın, rakibi Başaran Ulusoy'a karşı kullandığı ılımlı üslup dikkat çekti.

TÜRSAB Başkanlığına neden aday oldunuz?

TÜRSAB'da geçmiş yıllarda bir buçuk dönem ikinci başkanlık yaptım. İkinci dönemin ortasında istifa ettim. Bu meslek grubuna, belli seneler boyunca hizmet etmiş insanlarız. Bilgi ve tecrübeyi gelecek nesillere aktarmak, yaptığın mesleğin gelişmesi ve ilerlemesi için çaba sarf etmek, insanın doğasında olan bir şey. Ben de bu amaçlarla birliğin içinde yer almıştım. Fakat üç yıllık, çok yoğun bir çalışma döneminin ardından TÜRSAB'daki mevcut yapı ile sektöre hizmet edebilmenin mümkün olmadığını gördüm. Hedeflerimiz farklı, düşüncelerimiz farklı, yaptığımız işler ise bambaşkaydı.

"Değiştirmek için aday olduk"

Maalesef sektörden çok kopuk bir Seyahat Acentaları Birliği var şu anda. Bu durumu değiştirmek için aday olduk aynı zamanda.  Birilerinin ima ettiği gibi, menfaat var diye aday olmadık. Öyle bir yaklaşımımız olsaydı, zaten orada ikinci başkandım, istifa edip de bırakmazdım.

"Asli görevleriyle uğraşan bir TÜRSAB istiyoruz"

Aday olma sebebimiz aslında çok nettir. TÜRSAB'ı mesleğimize faydalı ve kurumsal bir yapı haline getirmek istiyoruz. Dertlerimizi, sıkıntılarımızı çözebilecek bir birlik istiyoruz. Seyahat acentalarının asli görevlerinin dışında hiçbir şeyle uğraşmayan, konsantrasyonunun ve mesaisini sadece işine ve üyelerine ayıran bir TÜRSAB istiyoruz.

"TÜRSAB'ın etkin, yetkin ve danışılan bir kurum olmasını istiyoruz"

TÜRSAB'ın çağa uygun, ülkenin ve coğrafyanın şartlarına uygun, turizmin yeni şartlarına ve ruhuna uygun bir yapıya kavuşması gerektiğini düşünüyoruz.  Hükümete yol gösteren bir yapıda olmasını istiyoruz. Turizmle ilgili her konuda danışılan bir yer olmasını istiyoruz. Sektörüyle ilgili gelişmeleri gazetelerde öğrenen bir kurum değil, turizm politikalarını belirleyen bir kurum olmasını istiyoruz. Özetle etkin ve yetkin olmasını  istiyoruz. Bu sektörün de bunu fazlasıyla hak ettiğini düşünüyoruz...

"Kurumsallaştırıp gençlere bırakmak istiyoruz"

Öyle 20 -25 sene de başkanlık yapmak istemiyoruz.  Kurumsallaştırıp, yeni bir dönemi açtıktan sonra, bizden sonraki genç kuşaklara bırakmak istiyoruz.

"Sektörü kucaklamalı ve önderlik yapmalıyız"

Mesleğimizin büyük sıkıntıları var. Sadece bizim değil, otelcilerin, rehberlerin ve havayolu şirketlerinin de sıkıntıları var. Rehberlerin sonradan oldu, ama sektörün tüm bileşenlerini kucaklayacak, yasayla kurulmuş tek kurum biziz. Bu nedenle bizim çözüm için önderlik yapmamız lazım. Kucaklayıcı olmamız lazım. Birliğimiz, saydığım tüm bu fonksiyonlardan uzak olduğu için bu göreve talip olduk. Başka da bir amacımız yok...

Başaran Ulusoy, yaptığımız görüşmede "köyüne gitmek isterken" kendisini sizin ikna ettiğinizi söyledi. Bunu neden yaptınız?

Evet bu doğru. Hep sözümü dinler sağ olsun... Şaka bir yana, bundan beş sene önceydi, Başaran Bey seçime bir ay kala "ben aday olmayacağım" dedi. Biz de o zamanlar bunun tekrar eden bir manevra olduğunun farkında değildik. Sektör sıkıntılı bir dönemden geçiyor. Bir dönem daha başkanlık yap, biz de bu süreçte içerideki yapıyı kurumsallaştırmak için çalışalım dedik. Kim kime bağlı, hangi departman nereye bağlı bunları düzenleyelim. ‘Çay veya tuvalet kağıdı alırken başkana sorulmayan bir sistem geliştirdikten sonra ayrılırsın’ deyip, ikna ettik.

"Beni dinleyip kaldıysa, şimdi de git diyorum"

Doğrudur, sizinle yaptığı buluşmada anlattığı gibi, toplantıyı da evimde yapmıştık. O günkü şartlarda, gerçekten orada durması gerektiğine inandığımız için, bir grup iyi niyetli arkadaşla bir toplantı organize ederek, ikna etmiştik. Devam etmesini talep etmem, o günkü şartlarda son derece normaldi.  Bugün geldiğimiz noktada ise, devam etmemesi gerektiğine inandığımı için adayım.

Başaran Bey'in gitmesi gerektiğini yüzüne de defalarca söylemiş bir insanım. Bunun bir sürü de şahidi var. Şu anki pozisyonlarını korumak için çabalayan arkadaşların, o günkü yemeğe şehitlik ettikleri gibi, buna da şahitlik etmelerini beklerim.

Açıklamalarınızda bundan sonra yeni seyahat acentası kurulmasına izin vermeyeceğinizi söylüyorsunuz. Başaran Bey ise, bunun yasalara uymayan boş bir vaat olduğunu ileri sürüyor. Hatta elinde sihirli bir sopası varsa buyursun gelsin yapsın diyor... Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

Siyaseten öyle konuşmasını anlayışla karşılıyorum. Doğrudur, o öyle düşünüyor da olabilir. Ama, "Bir sihirli değneği varsa gelsin yapsın" gibi yaklaşımları doğru bulmuyorum. Öyle başkalarının becerileriyle, fikirleriyle başkanlık yapma dönemi bitmiştir artık. Becerisi varsa buyursun yapsın ve devam etsin. Seçilirse, biz de saygı duymaya devam ederiz.

"Acenta mesleki-ticari bir faaliyettir, kısıtlamalar getirilebilir"

Bizim bakış açımız şöyle: Seyahat acentacılığı yalnızca ticari bir faaliyet değildir; ayını zamanda meslektir. Dolayısıyla mesleki bir takım kısıtlamalara ve formasyonlara tabii tutulabilir. Dolayısıyla diyoruz ki, yeni acenta açılması kontrol altına alınabilir. Her müracaat edene belge vermek zorunda değiliz. Mesafe, bölge ve sayı  kıstası gibi bir sürü kıstas getirilebilir. Ne zamana kadar; yasal düzenleme yapılana kadar...  Yasal düzenleme yapıldıktan sonra, zaten yasal zemini vardır, yasaya göre davranır kurdurtmazsınız.

Ayrıca bundan sonra hiç yeni acenta kurdurtmayacağız da demiyoruz. Belli bir döneme kadar kurdurtmayıp, sonra da kontrol altına tutacağımızı söylüyoruz.

"Yeni Karamürsel'den elbise alır gibi belge veriliyor"

Neden böyle diyoruz, çünkü çok ciddi şikayetler var. Seyahat Acentaları Birliği, mesleği koruyup kollamak ve gelişimini sağlamakla yükümlü bir kurumdur. Halbuki belge almak isteyenlere nasıl kolaylıklar sağlandığını herkes biliyor. Yani Yeni Karamürsel'den elbise alır gibi belge veriliyor. Bu nereye kadar gidecek? Bu işi yapan arkadaşlarımızın rekabet üstünlüğü ellerinden gidiyor. Bunu koruyup kollamak zorundayız.

"Yasaları ve Rekabet Kurumu'nu hatırlamaları çok hoşuma gitti"

Tabii bu arada biz ‘Yeni acenta kurdurtmayacağız’ deyince, yasaları ve Rekabet Kurumu'nu hatırlamaları da itiraf edeyim çok hoşuma gitti. Yaptıkları rekabete aykırı eylem ve işlemde Rekabet Kurumu'nu hatırlamayanlar, birden Rekabet Kurumu'nun varlığını hatırlamaya başladı. İnsana sorarlar, 32 Dolarlık malzemeleri hacılara 95 Dolara satarken, Rekabet Kurumu neden akılınıza gelmedi diye...

"BYK seçimlerini yapmadılar"

Hukuktan bahsediyorlar, fakat kendi hukuklarını bile uygulamıyorlar. 2 bin tane seyahat acentasının bulunduğu bölgelerde, Bölgesel Yürütme Kurulları'nın (BYK) seçimlerini bile yapmadılar. Dört sene önce seçilmiş kişilerle hala BYK'ları yönetiyorlar. Biz kendisine buların eleştirisini getirmedik. Bir sebebi vardır dedik. Hiçbir zaman, ‘Ne yapıyorsunuz, burası muz birliği mi’ diye sormadık.

"Yapabileceğimize inanıyoruz"

Evet seyahat acentası kurulmasını, önce belli bir süre engelleyeceğiz, ondan sonra da kontrol altında tutacağız. Biz bunu oturup da, ‘Acentaların hoşuna ne gider’ diye düşünerek söylemedik.  Hukukçularla konuşup, tartıştık. Yapabileceğimize inanıyoruz. Meslek formasyon uygulanır ve bir takım bariyerler konularak yeni acenta kurulumu zorlaştırılabilir. Eczaneler ve iddia bayileri için bunlar uygulanırken, neden biz de acentalar için uygulamayalım. Anayasa onları bağlamıyor mu? Onlar Patagonya'nın iddia bayisi mi? Onlar yapıyor da biz neden yapamayacak mışız?

Buradaki asıl mesele şudur: Yapmayı istiyor musunuz, istemiyor musunuz? Yoksa belge dağıtarak acenta enflasyonu mu yaratmak istiyorsunuz? Biz yeni acenta açılmasını durdurmak istiyoruz ve seçildiğimde bunun da yapacağız.

Siz yönetime geldiğinizde küçük acentaların dışlanacağı ve bitirileceği, Başaran Bey'in "üç harfli" diye tabir ettiği bir acentanın sektörde dominant hale geleceği ve sizin de aslında bu yolu açmak için yönetime talip olduğunuz iddia ediliyor. Küçük acentalar için ne düşünüyor sunuz ve ne vaat ediyorsunuz?

Seyahat acentalarının böyle bir kaygısı olduğunu düşünmüyorum. Böyle bir imaj ile korku yaratılmaya çalışılıyor. Geçen seçimde de aynısı yapıldı. "Siz büyük acentaların temsilcisisiniz" denildi.

"ETS, Anı ve Jolly'i ben mi büyüttüm?"

Peki soruya karşılık ben de soruyorum: 7300 tane acentayı ben mi kurdurdum? 20 yıldır başkanlık yapıyor, ETS'yi bu süreçte ben mi büyüttüm?  Anı ve Jolly'i aradan geçen yıllar içinde ben mi büyüttüm? Bu kadar komik bir şey olabilir mi?

"Rahatsızlarsa küçültsünler"

Kendilerine böyle önemli roller biçmesinler. Seyahat Acentaları Birliği'nin bu konuda, bir rolü veya fonksiyonu yok. Büyükler orada duruyor, madem bu durumdan o kadar rahatsızlar, gidip küçültsünler. Bazı acentaların bu boya gelmelerinde kimin katkısı olduğunu sektördeki herkes biliyor.

"Komik senaryolar yazıyorlar"

7300 kullanılabilir oy var. Büyük acenta dediklerinin de 5 oyu var. Hepsi bana verse ne olur vermese ne olur. İşte böyle komik senaryolar yazıyorlar. Zaytung'luk iddialar bunlar. Kimi korkutuyor sunuz; millet ne olup bittiğini anlamıyor mu, yazılanları okumuyor mu?

"Acentaların dertlerini onlardan daha iyi bilirim"

Geçen seçimlerde bunların tamamı denendi. Küçük seyahat acentalarının dertlerini onlardan daha iyi bilirim. Birliğin başında acentaların dertleri ve tasarıyla uğraşan bir yönetim olursa, küçüklerin hakkı ve menfaati de korunur. Son 5 yılda seyahat acentalarının sorunlarıyla ilgili bir yasal düzenleme olduğunu hatırlıyor musunuz?  Acentalar için bir tane itirazları oldu mu?

"Maalesef bizi iyi temsil edemiyorlar"

Mikrofon uzatıldığında gerçekten bir keresinde bile bizim derdimiz olan konular dile getirildi mi? Buradaki asıl mesele düzgün temsiliyettir. Maalesef bizi düzgün temsil etmiyorlar. Biz talip olduğumuz da "aman ha o gelirse şöyle olur, şöyle olur" diyorlar. Artık bunlara herkesin karnı tok...

"Küçük acentaları koruyup kollayacağız"

Sonuç itibariyle biz yönetime talibiz ve herkesin yönetimine talibiz. Hiç kimseyle ayrılığımız gayrılılığımız olmayacak. Tam tersine onların hayal edemeyeceği kadar, küçük acentaları koruyup kollayacağız.

Sosyal medyadaki bir yayınınızda Hükümete sunacağınız bir rapordan bahsettiğiniz. Bu raporla ilgili bilgi verebilir misiniz?

Yalnız seyahat acentalarının değil, bizim sektör olarak birçok sorunumuz var. Çatı örgütümüz olmadığı için, güç birliği yapamıyoruz. Gerçekten mevcut yönetimi eleştirmek için söylemiyorum, gerekliliklerden yapılmış olabilir, fakat biz bundan sonra sektörü kucaklayan, başkalarının yasanın da çıkmasına ön ayak olan, sektörün tamamıyla ilgili kaygıları olan bir Seyahat Acentaları Birliği hedefliyoruz. ‘Burası benim, başkasına hiç bir şey yaptırmam, sektörü sadece ben temsil ederim’ diye bir anlaşışımız yok.

"Sektörde barış ve huzur istiyoruz"

Bir yandan herkesle iş yapacaksınız, ama aynı zamanda herkesle de kavgalı olacaksınız; böyle bir şey olabilir mi? Biz herkesi kucaklayacak bir çözüm önerisi hazırlıyoruz. Kasım ayındaki Turizm Şurası'ndan önce bu raporu vermiş olacağız. Çünkü davetli olmamıza rağmen, seçim programımız nedeniyle şuraya  katılamayacağız.

Sonuç itibariyle biz sektörde barış ve huzur istiyoruz. Otelcilerle aynı masanın etrafında oturup tartışarak sorunları çözmek istiyoruz. Uçakçılar ve rehberlerle oturup sorunları konuşabilmek istiyoruz. Sorunları gererek büyütmenin hiçbirimize faydası yok. Biz kaç senedir verilen kavgaların da herhangi bir faydasını görmedik. Arkadaşlarımız, otelcilerden, organizasyon şirketlerine yer veriyorlar diye şikayetçi. Peki biz gidip otelcilerle bu konuyu konuşabildik mi?

Konuşamadık...  Neden konuşamadık, çünkü Birliğimizin başka gündemleri ve kaygıları var. Bir türlü mesleğin kendi kaygıları ve problemleriyle ilgili gündem önlerine gelmiyor. Bizim tek kaygımız, gerçekten barış ve huzur içinde, sektörü yönetecek bir çatı yapıya ve yasasına ulaşabilmek.  Artık Kamu nasıl organize ederse eder,  fakat böyle bir şeye hepimizin ihtiyacı var.

Yine bir seçin vaadinizde havayolu şirketlerinden "free bilet" almayacağınızı söylediniz...

Evet almayacağız. Eğer menfaat çatışması içinde olduğunuz kurumlarla bu tür ilişkilere girerseniz, hak ve menfaatlerinizi koruyamazsınız. Seyahat acentalarının sorunlarını çözmek için illa havayolu şirketlerinden free bilet mi almanız gerekmiyor? Veya gidip bir şirket mi kurmanız gerekiyor? Bu sorunların çözümünün onlarca başka yolu var.

Seyahat Acentaları Birliği'nden gerçekten nitelikli bir görev ve pozisyon bekleniyorsa; gerçekten bu ülkenin turizmiyle ile ilgili bir vizyon koyması isteniyorsa, bunun kaynağının da sağlanması lazım. Bunun da kamu kaynaklarından karşılanabiliyor olması lazım.  Biz bu kaynağı alacağız. Düzgün ve doğru anlatarak alacağız.

"Tanıtımda TÜRSAB'ı etkin hale getireceğiz"

Tanıtımda çok daha etkin olmamız lazım. Fuarların bir köşesinde TÜRSAB standı açılıyor; içinde ya birisi var ya da yok. Var olan kişi de ya telefonuyla uğraşıyor ya da başka bir şeyle. Bu iş bu şekilde olmaz. Sektörün kılcal damarlarına kadar inip oralardaki acentalarla yurtdışındaki acentaları buluşturacak platformlar oluşturacağız. Bunu fuarların dışında ve başka zamanlarda da yapacağız.

Kültür ve Turizm Bakanlığı fuarlardan devasa standlar alıyor. Aslında o standları TÜRSAB'ın alması lazım. Çünkü bu işin pazarlamasından seyahat acentaları sorumludur. Yönetime geldiğimizde bu alanda birliği olması gereken alana çekeceğiz.

"Yepyeni bir dönem açılacak"

Tekrar ediyorum, yepyeni bir dönem açılacak. Seyahat Acentaları Birliği tüm Türkiye'yi kucaklayarak, sektörün tamamının sorunlarıyla ilgili ve bu sorunlar karşısında kaygı duyar hale gelmek zorunda. Başka türlü ilerlememiz mümkün değil.

Yönetim kurulunuzda kimler olacak?

Şu anda yönetim kurulunu belirlemedik. Çok sayıda değerli arkadaşımızla çalışmalarımıza devam ediyoruz. Geçen seçimde de aynısını yapmıştık; 10-15 gün kala oturup kendi aramızda yönetim, denetim, disiplin ve komiteler ile ilgili listeleri hazırlamıştık. Yine aynı şeyi yapacağız. Bizimle birlikte çalışan herkes yönetimde, denetimde, ve disiplinde çalışmayı hak edecek tecrübe ve bilgiye sahip.

Listeyi herkesin mutabakatı ile hazırlayacağız. Benim bir kontenjanım olmayacak. Kişilerden bağımsız, hedefleri belli olan bir yönetim kuracağız. Sürdürülebilir, bizden sonra da devam edebilecek bir yönetim sistemi kurmak istiyoruz.

Yönetimin Başaran Ulusoy yönetiminden farklı olarak nasıl bir dinamiği olacak?

Tek kişiye bağlı olmayacak. Kurumsal olacak. Herkes görevini ve yetkisini bilecek. Sorunlar sadece yönetim kurulunda tartışılacak. En önemli farkımız kişiye bağlı olamamak... Bunu şimdiki yönetimde bulunan arkadaşlarım da eminim ki çok iyi anlıyordur.

Ve tekrar ediyorum, ticaretle uğraşmayacağız.

Yönetiminizde mevcut yönetimden birileri olacak mı?

Eski yönetimle ilgili bir tasarrufumuz yok. Görüşüyoruz sohbet ediyoruz, ama sonuç itibariyle bir yönetimin içindeler, bizim onlarla farklı bir iletişim içinde olmamız da doğru olmaz. Şu anda öyle bir şey yok. Ama birlikte mesai yaptığım arkadaşlarım. Çoğunun iyi niyetle çalıştıklarını biliyorum. Oralar bir sıkıntımız yok. Bizim sıkıntımız mesleğimizin dertleriyle ilgili. Kişilerle ilgili hiçbir sıkıntımız yok. Rövanş alma hevesimiz yok. Olayları hep oralara çekmeye çalışıyorlar. Fakat öyle bir derdimiz ve öyle bir ruh halimiz yok.

Seçilirseniz ilk icraatınız ne olacak?

Ticari faaliyetlerden mümkün olduğu kadar hızlı bir şekilde çıkacağız. İkici olarak yeni acenta kurulmasını engellemek için hemen yasal süreci başlatacağız. Kaçaklarla ilgili çok daha etkin bir pozisyon alacağız. Havayolları ile oturup konuşacağız.

İlk 3-4 aylık programımız üç aşağı beş yukarı belli. Çünkü zaman kaybetmeden yapılması gereken şeyler var. Bugüne kadar neden yapılmadı gibi polemiklere takılıp kalmayacağız; yapacağız.

Kaçaklarla nasıl mücadele edeceksiniz?

Kaçaklar, yalnız bizim değil aynı zamanda maliyenin de sorunu. Resmi acenta sayısına yakın kaçak olduğu söyleniyor. Gerçekten kaçağı önlemek niyetindeyseniz, kaçaktan beslenmeyen bir yapınız varsa, önlemek için kaçağın olduğu yerlere denetim noktaları kurarsınız. Kaçak nerede oluyor; havalanalarının "arrivals ve departures"larında. Oralarda kontrol noktaları var mı? Yok! Müze ve ören yerlerinin giriş-çıkışlarında kontrol noktaları var mı? Yok!

Kaçağı yüzde 100 önlemenin hiçbir sektörde ihtimali yok. Makul bir kayıp kaçak oranı vardır, o da yüzde 1-2'dir. Bizdeki sıkıntı ise sektörümüzün her yerinden kaçağın fışkırmasıdır. Ev hanımlarından belediyelere, hastanelerden postanelere kadar herkes kaçak tur yapıyor.

Bunu önlemenin ilk ve en önemli adımı sorunu ciddiye almaktır. TÜRSAB'a telefon açın ve bu sabah şu adresten kaçak tur kalkıyor diye bilgi verin, eğer bir aksiyon alırlarsa ben söylediklerimdin dolayı özür dileyeceğim. Hiç kimsenin umurunda değil. Muhatap bile bulamıyorsunuz.

"Kaçakla ilgili 7/24 hizmet veren birim kuracağız"

Seyahat Acentalar Birliği'nde 7/24 hizmet veren bir masa oluşturacağız. Seyahat acentası aradığında, günün her saatinde muhakkak etkili ve yetkili biriyle konuşulacak. Santraldeki teyple muhatap olunmayacak. Bunu yapmak zorundayız. İnsanların sıkıntısı var ve yetkili birilerine ulaşamıyorlar.

"Kaçak tur yapan araçlar bağlanmalı"

Kaçak turlar neticede bir araçla yapılıyor. Yakalandığında araç bağlanırsa, hiçbir firma sahte seyahat acentasına araç vermez. Aracı kendininse de, üç ay bağlayınca, onu da durdurmuş olursunuz. Kaçağı, isterseniz ve kafayı takarsanız önlersiniz.

Yapılan ticaretle kazanılan para birliğe bir güç sağlamıyor mu?

Bir kere şunu düzeltelim, yapılan ticareti eleştirmiyorum, Birliğin ticaret yapmasını eleştiriyorum. Bu ticareti iyi yaptılar kötü yaptılar meselesi değil bu. Onunla ilgili de ayrı endişeler dile getirebiliriz, ama temel olarak Seyahat Acentaları Birliği'nin ticari bir faaliyetin içinde olmasını doğru bulmuyorum. TÜRSAB ticarethane değil ve Genel Kurul hiç kimseye de böyle bir yetki vermedi.

"Herkes kendi parasıyla ticaret yapsın"

Kim başka birinin  kendi parasıyla ticaret yapmasını ister? Herkes kendi aklı ve parasıyla ticaret yapmalı. Seyahat Acentaları Birliği'nin ticaret yapması maddi kaynaklarda sıktı çektiği göz önünde bulundurularak belli ölçülerde mazur görülebilir. Fakat biz kendi dönemimizde bunu yapmayacağız ve yaptırmayacağız. Giderleri başka kaynaklardan karşılayacağız.

Yapılan bunca ticaretin seyahat acentalarına bir faydası oldu mu?  Bunu da seyahat acentalarının takdirine bırakıyorum. Bir acenta elini kaldırıp da şu güne kadar Seyahat Acentaları Birliği'nin şu şirketinden bana şöyle bir menfaat sağlandı diyebiliyorsa, o zaman biz de teşekkür eder, yaptıkları için tebrik ederiz. Bugüne kadar ben böyle bir şey görmedim ve duymadım.

Müze gişeleri ihalesi ve acentalara sağlanan yüzde 25'lik indirimin verilmemesi hakkında ne düşünüyor sunuz?

Müze biletleri ihalesini Seyahat Acentaları Birliği'nin Türsab Ltd adlı şirketi almıştı. Neticede bu bir şirket ve genel kurullarda, ibrası söz konusu değil. Üyeler olarak genel kurullarda biz şirketlerini değil TÜRSAB'ı ibra ediyoruz.

Şimdi o şirket gidip bakanlığın bir ihalesine girdi ve müze bilet ihalesini aldı. İyi mi yaptı? İyi yapmıştır büyük ihtimalle, bir şey söylemiyorum.

TÜRSAB Ltd'nin satılan her biletten yüzde 11'lik bir payı vardı. Yani şirket sattığı her biletin yüzde 11'ini zaten kasasına koyuyordu. Çok güzel. Umarım hayırlı bir iş olmuştur; yapanların ellerine sağlık. Peki bu paranın Seyahat Acentaları Birliği'ne bir aktarımı oldu mu? Ben bilançolarında görmedim. Eğer varsa da özür dilemeye hazırım.

Bunun haricinde Bakanlıkla yapılan sözleşmenin 28.28 numaralı maddesi şunu söylüyor: "Türkiye Seyahat Acentaları Birliği'ne yapılan indirimler 31,12,2011 tarihi itibariyle tüm müze ve ören yerleri için yüzde 25 olarak uygulanacaktır".

"Yüzde 25 alıp yüzde 20 verdiler"

Bilet ve gişe maliyeti için verilen rakam yüzde 11'in içinde. Yüzde 25 ise seyahat acentaları için verilmişti. Bu gayet açık bir şekilde yazıyor. Buna rağmen masrafları olmuştur, Seyahat Acentaları Birliği yönetimi de acentaların hakkı olan indirimden pay alma hakkını kendilerinde görmüştür. Ama bunu sektöre doğru anlatmak lazım.

İşin doğrusu şudur: Seyahat Acentaları Birliği yüzde 25 indirim almıştır, fakat üyelerine yüzde 20 yansıtmıştır. Neden böyle yapmıştır? Onu da kongrede tartışırız. Ama doğruyu söylemek lazım. Kongrede biz sorarız, onlar da cevap verir. Fakat gerçek olan şudur ki; devletten yüzde 25 alınıp acentaya yüzde 20 verilmiştir. Bu kesintinin en kötü tarafı ise şu oldu: Bakanlık yeni açtığı ihalede  seyahat acentası indirimini, kabullenilen oran nedeniyle, yüzde 20 olarak belirledi.

Sizin de bu ihaleye gireceğiniz söyleniyor...

Ben ihaleye girmeyeceğim. Müze ve ören yerlerindeki hediyelik eşya mağazalarını daha önce Bilkent Holding işletiyordu. Oranın ihalesine girdim. Ona da Seyahat Acentaları Birliği'nin girip girmediğine bakarak, son gün karar verip girdim. Eğer Birlik girseydi, ben girmeyecektim. Açık bir şekilde belirtiyorum, o iş  Seyahat Acentaları Birliği'nin elindeki bir iş de değildi.

"Kurumun parasıyla ticaret yapmalarına karşıyız"

Durum böyleyken bile insanların kafasını karıştırmak için çeşitli söylentiler çıkarıyorlar. Benim aldığım ihale ile müze giriş ihaleleri bambaşka şeyler. Ayrıca yaptığım bu ticari faaliyeti de kendi paramla yapıyorum ve ticari risklerini taşıyorum.

Bizim onlara eleştirimiz, sen neden ticaret yapıyorsun değil, kurumun parasıyla neden ticaret yapıyorsun? Bizim itirazımız buna...  Anlamamakta ısrar ediyorlar. Anlamamak için özel bir çaba sarf ediyorlar.

"TÜRSAB'ı düşürdükleri durum içler acısı"

Devamlı itibardan bahsediyorlar, fakat TÜRSAB'ı düşürdükleri durum içler acısı. Yeni müze gişesi ihalesinde, TÜRSAB giremez diye, bir tek adını yazmadıkları kalmış. Bunları turizm basını önünde konuştukları için ben de mecburen cevap vermek zorunda kalıyorum. Lütfen kimse yanlış anlamasın; kurumla ilgili en ufak bir sıkıntımız yok. TÜRSAB bizim en değerli ortak paydamız.

"Bakanlığın kapısına bile gelmeyin deniyor"

Yeni ihalenin şartnamesinde, "İdarenin daha önce gerçekleştirdiği gişe işletimi veya kiralama işleri nedeniyle ihale tarihi itibariyle idari ve yasal takipte borcu olan giremez". Türsab Ltd'den başka bir şirket yok ki bu tanıma giren.  Sadece bunu da demiyor, ‘Doğrudan, istekli, isteklinin ortak girişimi, söz konusu ortak girişimi oluşturan pilot ve özel ortak sıfatıyla yakalarsam da iptal ederim’ diyor. Özetle bunlara, Bakanlığın kapısına bile gelmeyin deniyor.

"İtibar konusunda en son konuşması gerekenler en fazla konuşuyor"

TÜRSAB'ın itibarı konusunda en son konuşması gereken kişiler en fazla konuşuyor. Bu hoş değil, üzücü bir şey. Biz bu noktaya nasıl geldik? Belki de bizim hayrımıza yaptınız, ama gözüküyor ki iyi bir şey yapmadınız. İyi niyetlerle yola çıkmış olabilirsiniz, fakat gelinen sonuç bu. Ne zaman "bir şeyler yapmaya çalıştık ama yanlış oldu" diyeceksiniz?

İhaleyi alan şirket için "Alıp başlarına çalsınlar" dediler, ondan sonra ihaleye girdiler.

Başaran Bey ihalenin süresi bir  yıl olduğu için girmediklerini söylüyor...

Yaptığınız söyleşide bir isimden bahsediliyor...  Fakat onu desteklemedim, başka bir şirketi destekledim diyor. İhale salonuna inkar ettiği kişiyle girdiğini herkes biliyor.

"İhalede kimi destekledi?"

İhaleye iki şirket girdi; kazanan tarafa alıp başlarına çalsınlar dediğine, diğeri için de desteklemediğini söylediğine göre, kimi desteklediğini açıkçası merak ediyorum. Acaba ihaleye  girmeyen bir şirketi mi destekledi?  Anlamadım ki ne yaptılar... Biraz samimi olsunlar. Hata yaptıklarında söylemekten korkmasınlar. Ayıp yok bunda, hepimiz hata yapıyoruz. Her şeye bir kılıf bulmak zorunda değiller. "Burada da yanlış yaptık; haklısınız" deyin, biz söylediklerimizden utanalım...

“Booking.com sembolleştirildi”

Booking.com hakkında siz ne düşünü yorsunuz? Siz başkan olsaydınız nasıl bir yol izlerdiniz?

Zaten açılmış bir dava var. Ben şunu söyleyeyim booking.com türünün tek örneği değil. Sembolleştirildi; ben TÜRSAB’tan şunu beklerdim: Madem böyle bir karar alındı, bu davanın bu tür sitelerin tamamına açılması lazımdı.

“Keşke diğer rezervasyon portallarına da dava açılsaydı”

Sadece booking.com’a açılırken nasıl bir niyet var sizce?

Onun arkasındaki niyeti bilemediğim için yanlış bir şey söylemek istemiyorum. Ama ben şöyle bakıyorum: TÜRSAB olarak ticaret yapan bir kuruma dava açılmış; iyidir, kötüdür tartışırız. Ama bu sitenin türevleri var. 20’nin üzerinde buna benzer site var. Onlara niye açılmadı? TÜRSAB, bir kurum ortak ve adil bir tavrı olması lazım. Keşke onların hepsine dava açsaydınız.

Bu konuda soru yönelttiğimiz zaman diğerlerinin Türkiye’de ofislerinin olduğunu ve vergi verdiklerini söylüyorlar.

Hiç birisinde öyle bir şey yok. Ben bir sorunu daha söyleyeyim; bu seyahat acentesinin sorunu olmayabilir ama bu sektör sorunu… Siz biliyor musunuz bu booking, Expedia gibi firmalar nasıl komisyon alıyor? Sistemlerini biliyor musunuz?

“Vergiden bile komisyon alıyorlar”

Komisyonu arttırdıkça otellerin üst sıralarda çıkma olanağı artıyor. % 45’lere kadar çıkabiliyor komisyon…

Ama orada çok ince bir şey daha var. Çok daha kritik bir şey var. KDV dahil fiyattan alıyor komisyonu... Fiyatı “KDV dahil” den alıyor. Böyle korkunç bir şey olur mu? Vergiden bile komisyon alıyor. Siz otelinizi 100 Lira’ya satıyorsun. % 20’sini  – % 25’ini anlaştığı fiyatı kesiyor. Ben 100 Lira’ya satıyorum ama % 8’i zaten bunun KDV… Ben karışmam diyor.

Bunlarla vergisel anlamda mücadele edebilirsiniz ama teknoloji şirketleri ile mücadele etmenin tek yolu bu değil. Sizin bu tür sitelerle başka yollarla mücadele etmeniz gerekir. Acentelerin de; teknolojik gelişmelerine yardımcı olup; bu seviyelere yaklaştırmanız lazım. Dünyanın trendi böyle, bununla dünyanın hiçbir ülkesi baş edemiyor. Çok gelişmiş ülkelerde de bunlarla ilgili sıkıntı yaşanıyor.

“Bugün kapatırsın yarın yine açar”

Verginin dışında da hiçbir şey bulamıyorlar. Verginin dışında bir yaptırımın da olmuyor. Dolayısıyla daha etraflı daha detaylı, hem vergisel boyutta hem de bu tür dijital platformların yasallığı anlamında da bir takım şeyler… Yalnız faturayla da bitmiyor iş, bir sorun yaşasanız muhatabını da bulamazsınız. Nereden bulacaksınız? Acentecilik insan ilişkisi, insan hizmeti… Biz acentelerin en önemli unsuru: hizmettir. Ne ile rekabet ediyoruz biz? Hizmet anlayışımızla öne çıkıyoruz bütün bu Akdeniz Çanağında…

 Hizmet yok orada. Kendi çantanı kendin al kendin git… Hiç kimse yok ortada. Bu tür sakıncaları da var. Bir tek booking.com kapatıldı; otelciler kavga ediyor. Çok kısır bir kavga bu… Çok daha geniş platformda çok daha uzun vadeli çözümler bulunması lazım. Bugün kapatırsın yarın yine açar. Booking.com’un vergi verme ile ilgili bir sıkıntısı olabilir mi? Milyar dolarlık şirket. Ne olacak vergi verirse…

“Seyahat acenteleri asli faaliyetini yaparken zulümle karşı karşıya”

Son iki yıldır turizmde ciddi bir kriz var. Otelcilerden daha çok özellikle küçük acenteler çok zor durumdalar. Çoğu kepenk kapattı, kapatmak üzere olanlar var. Siz başkan olduğunuz zaman bunlara nasıl bir çare bulmayı düşünüyorsunuz?

Şöyle söyleyeyim mikro çözümler bulabiliriz, acentenin kendi segmentiyle ilgili özel çözümler bulabiliriz; bunlarla ilgili çalışabiliriz. Hepsine de vakıfız fakat çok temel sorunlarımız var. Biz neden ortaya çıkıp da 8 – 10 maddeyi söylüyoruz. Çünkü bunlar çözülmeden onlara sıra gelmiyor. Seyahat acentesi transfer yapamıyor. Ben seyahat acentesiyim transfer yapamıyorum; başka belgeler istiyorlar. Şu anda seyahat acenteleri asli faaliyetini yaparken zulümle karşı karşıya resmen…

Bir şey söyleyeceğim şurada turistin bir tanesi elini kaldırsın taksiye binsin gider. Seyahat acentesinin aracı o turisti oradan alamaz. Faturasını gösterecek, isim listesini gösterecek, yol belgesini gösterecek… Anlamadığım şey taksici yapıyor biz acenteyiz, fatura karşılığı vergi veriyoruz; bize yaptırmıyorlar. Geçiyorum öbür tarafa uçak bileti satış acentesi kurmuşsunuz; 120 Lira’ya bilet satıyorsunuz; internetten bir bakıyorsunuz havayolu firması 99 Lira’ya satıyor.

Ben bayisiyim benimle rekabet ediyor, benden daha ucuza bilet satıyor. Servis bedeli diye bir şey belirlendi; servis bedelleri 5 senedir değişmiyor. Bazı havayolları alıyor; bazıları almıyor. Bakıyorsunuz promosyonlar yapıyor havayolları ve acenteden alırsan promosyon geçerli değil diyor…

“O kadar temel sorunlarımız var ki…”

O kadar temel sorunlarımız var ki; hac acentelerinin durumunu biliyorsunuz. Hac acentelerine geldin 5 Lira, gittin ver 10 Lira… Orada yemek verdin, ver 20 Lira, burada sana örtü sattım ver 30 Lira… Tamamen böyle bir köprünün başında durup; sağdan soldan para mekanizması kurulmuş şekilde…

“Biz bu temel sorunları çok kısa sürede çözeceğiz”

Şimdi bizim o kadar çok temel sorunlarımız var ki… Biz bu acentelere yönelik ne yapacağız? Bakın, ben size bir şey söyleyeyim: Sektörü rahatlatırsanız, acente kuruluşunu kontrol altına alırsanız temel sorunlarımız çözülür ve çözülemeyecek şeyler değil. 3 ayda, 6 ayda çözülebilecek şeyler… Bizimle ilgili şeyler çünkü bizim Bakanlığımızla ilgili başkalarını ilgilendiren bir durum yok. Bakanlığa gidip düzgün bir şekilde anlatırsanız, dik şekilde durarak bizim böyle bir sorunumuz var demektir önemli olan.

Ama her mikrofon uzatıldığında Yenikapı’ya liman sorunundan başka bir sorunu dile getirmezseniz işte o zaman sizin sorununuz yokmuş gibi algılanır. Niye? Çünkü çok ütopik bir şey istiyorsunuz. Sanki gemiler Çanakkale’de bekliyor, gelemiyorlar çünkü liman yok dolayısıyla derhal liman yapmamız gerekiyor. Bunları anlattığınız zaman devlet de size öyle davranmaya başlıyor ve bunların sorunu yok diyor.

“Belgelerin devrine müsaade edeceğiz”

Biz bu temel sorunları çok kısa sürede çözeceğiz ondan sonra zaten acentelerin genel olarak rahatlamasını sağlayacağız. İkincisi yeni acente kurdurmayacağız; çok ciddi bir şekilde kontrol altına alacağız. Üçüncü olarak belgelerinin devrine müsaade edeceğiz. Yani seyahat acentesi artık bu mesleği yapmıyorsa, vazgeçtiyse, istemiyorsa belgesini bir başkasına devredebilecek. Şu anda devir yasağı var, belgelerin şirketle birlikte satılması gerekiyor. Şirketle birlikte satılan belgeler için de hiç kimse gidip bir başkasının şirketini satın almıyor.

Sektörü birkaç açıdan rahatlatmak lazım… Ondan sonra yerel acenteyle tur operatörünün arasındaki sorunu oturup masada çözmek lazım… Nasıl paylaşılacak bu pasta? Aslında kaçak ve sahteleri piyasadan çektiğiniz zaman çok ciddi bir rahatlama olacak. Şimdi her gün seyahat acentesi kuruluyor, her gün de kaçak ve sahte acenteler bizim işimizi alıyor. Bunları durdurduğumuz zaman zaten otomatik olarak bir rahatlama olacak. Bundan sonra mikro sorunları nokta atışıyla çözeceğiz. Vakit ayıracağız; başka işe konsantre olmayacağız. Hep aynısını söylüyorum: sorunları biliyoruz; vakit ayırıp konsantre olduğunuz zaman çözemeyeceğimiz hiçbir sorunumuz yok.

“Acente gayri faali diyor; kapatılmamış…”

Az önce Hac acentelerinden bahsettiniz. Rekabet Kurumu’nun TÜRSAB’a yönelik başlattığı bir soruşturma var. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Şunu eklemek istiyorum. Mevcut TÜRSAB yönetimine göre; bunların bazıları, 40 tanesi filan acentecilik yapmıyor denildi. TÜRSAB Başkanı’nın söylememesi gereken bir cümle bu... Ne demek zaten bunların 40 tanesi gayrı faali; gayrı faali ise kapatın. Böyle bir şey olabilir mi? Ben sizden rica ediyorum lütfen yazmayın böyle bir şey söylediğini… Böyle bir şey olabilir mi? Acente gayri faali diyor; kapatılmamış. Buna ne söylenebilir…

TÜRSAB Başkanı acentelerini ihbar eder mi? Gayrı faali ise kapatın. İkincisi o acenteler benimle birlikte değilken davayı açmışlar. Dava 2016 yılında açılmış; davanın açılış tarihi orada yazılı; 2016 yılında bu davayı açan arkadaşlarımız şu anki başkanımızın danışmanları. Kartları var ellerinde başkan danışmanı diye…

“Belden aşağı söylemleri bırakmaları lazım…”

Seçimde belden aşağı vurmak çok iyi siyaset yapmak olmuş, bunun adı bu… Bakın biz meslek siyaseti yapıyoruz. Böyle belden aşağı söylemleri bırakmaları lazım… Öyle bir şey yok; yok bizim adamlarımızmış… 2016’da şikayet etmişler. Üstelik şöyle bir şey var: sen kanunsuz bir şey yapıyorsun, bu kanunsuz faaliyetinden dolayı birisi şikayetçi oluyor. Şikayetçi olanı katran tüyü yapıyorsun. Sen kanunsuz bir şey yapmışsın mağdur olan şikayet etmiş. Yasal olmayan bir takım şeyler yapmışsın; Rekabet Kurumu da seni soruşturmaya değer bulmuş bu olayı. Bu önemli, bence ciddiye alıp, ona göre tedbir alınması ona göre savunma hazırlanmasında bizim birliğimiz adına faydası var.

Bir hata daha var: kurumsal konuşmalarda bu tür iddialı laflar çok sakıncalıdır. Devletin bir kurumu sizinle ilgili bir soruşturma kararı vermiş ve bunu internet sitesinde yayınlamış. Dönüp diyorsunuz ki; bunlar muhalefetin işi. Ben mi talimat verdim? O kurumda çalışan insanları nasıl bir pozisyona sokuyorsunuz? Bu bir kurumsal açıklama… Hep soruyorsunuz siz yönetime geldiğinizde TÜRSAB nasıl olacak? Kurumsal olacak her şeyden önce. Böyle her zaman gidip duvara vurmayacak. Bir kurum başkanı böyle açıklama yapar mı? Sanki Rekabet Kurumu bize bağlı…

Yanlış yönlendirildiğini söylüyor Rekabet Kurumu’nun…

Onu ben bilmem. Yanlış mı yönlendirdiler; doğru mu yönlendirdiler…

Ben bu konuyu bir haberde işlemiştim. Kimine göre son bir yılda, kimine göre son iki yılda Türkiye’de yaklaşık bin tane acente açılmış…

Kimine göre değil; ben söyleyeyim 1138 acente kuruldu geçen seçimden bugüne kadar.

İki yılda 1138 acente…

İki yılda 1138 değil daha o sayı 1500’ü bulur o acente sayısı…

Biz bu konuyu sorduğumuzda şu yanıtı aldık. Dediler ki: “Bunların birçoğu kaçak faaliyet gösteriyordu; biz tedbirleri sıkılaştırdık. Onlar da belge almaya mecbur kaldılar. % 70’i bunların bu şekilde… Geri kalanı ise uçuş hizmetleri arttığı için orada bir bilet satma imkanı doğdu ve insanlar gitti; ayda 2 bin – 3 bin gelir elde ederim diye küçük bir acente açtı” diye açıkladılar, bu durumu. 1138 tane ya da sizin dediğinize göre 1500’e varacak acente sayısını nasıl yorumluyor sunuz?

Bazı mesleklerin giriş bariyerleri yüksektir ama sonra devam etmesi ise çok kolaydır. Bazı mesleklerin giriş bariyerleri yoktur ama mesleği icra etmesi çok zordur. Şimdi bizimkisi bu ikinci kategoriye giriyor. Bizim mesleğe giriş bariyerimiz sıfır şu anda… Herhangi bir eliminasyon yok. Hiçbir formasyona tabi tutulmuyoruz. Parayı basan, belgeyi alıyor. Onun sebebi odur.

“Bu mesleğe girişi zorlaştıracağız”

Bir şey söyleyeceğim hangi kaçak acenteyi yakalamışlar ki, öyle bir şey yok… Nerede? Denetim yapan insanları görevden alıyorlar. İki bayramdır çok ciddi kazalar oluyor. Kazaların meydana geldiği bölgelerde denetim var da bu denetimsiz, kaçak faaliyeti yapan araçlar nasıl kaza yapıyor? Koca otobüs şarampole yuvarlandı. Sahte çıktı, kaçak acente çıktı. Hani denetliyorlar; nerede denetliyorlar; nerede denetleme? Öyle bir şey yok bizi denetleyenler Rehberler Odası… Rehberler Odası denetliyor seyahat acentelerini o da rehber var mı diye denetliyor.

 

Tekrar ediyorum; biz sebebi ne olursa olsun bu mesleğe girişi zorlaştıracağız. Kesinlikle zorlaştıracağız ve belge devrine müsaade edeceğiz.

Bu konu sizin bakış açınıza göre, genel kurulda kullanılacak oy dengesini değiştirmeye yönelik bir girişim olabilir mi?

Hayır, benim öyle bir iddiam olamaz. Öyle bir veri yok elimizde.

Az önce 7 bin 300 tane seyahat acentesi var dediniz. Bunun yüzde kaçı tam olarak faal?

Bizim böyle bir istatistiğimiz yok. Bunu TÜRSAB’a sormak lazım. İşte seksen küsur acente müracaat edince 40’ı gayrı faal dediğine göre Başkanın böyle bir istatistiği vardır. Gerçek bilgi ondadır. 7300 seyahat acentesinin hakkı var oy kullanmaya; ne kadarının gayrı faal olduğunu da işin başındaki arkadaşlar bilir. Ben bilmiyorum. Onlara sormak lazım ben gerçekten bilmiyorum. Gayrı faallerin neden gayrı faal olarak hala acente belgesini taşıdıklarını da bilmiyorum. Var mı onu da bilmiyorum kendisi itiraf ettiği için söylüyorum onu.

Bu acentelerin % 70’ini % 80’ini genel kurula getirmek için…

Biz çaba sarf ediyoruz. % 70’i - % 80’i tabi çok büyük bir oran ama mümkün olduğu kadar seyahat acentesi olan arkadaşlarımızın genel kurula gelip; oylarını kullanmalarını istiyoruz. Kime oy verdikleri çok önemli değil ama oy vermeye gidip katılımı yükseltmemiz lazım. 2 bin 800 İstanbul acentesinden bin 200’ü oy kullanmış geçen seçimlerde… Bakar mısınız İstanbul; genel kurul burada pazar sabahı yarım saatini, bir saatini ayırıp gelip oy kullanmaya dahi…

Neden gelmiyorlar?

Bir umutsuzluk var. Birinci olarak zaten bu yönetim değişmez; bir biçimde her şeyi hallediyorlar bunlar. İki, zaten ben gitsem, oy versem ne olacak vermesem ne olacak? Zaten sorun yok diyorlar. Problem yok diyorlar. Belge parasından başka, aidattan başka bize hiçbir faydaları yok… Şimdi bakın herkesin söylediği bu… Ben de tersini söylüyorum:

Seçime gelirseniz sizin istediğiniz yönetim başa geçer, seçime gelmek zorunda insanlar; bu mesleki ahlak gerektiren bir şey.

“Bizim heyecan verecek bir halimiz yok; o kadar fazla sorunumuz var ki…”

Tercihinizi bildirin, kime veriyorsanız verin ama gelin. İnsanların işi olabilir, hastalığı olur ama bunun bir oranı olur. 2 bin 800’den bin 600’ü yok… Bugünkü toplantıda bir arkadaşım dedi ki: siz bunu eleştiriyorsunuz ama bir heyecan da vermiyorsunuz demek ki ondan gelmiyor insanlar. Bizim heyecan verecek bir halimiz yok; o kadar fazla sorunumuz var ki… Biz bu sorunları çözmekten başka bir vaat veremeyiz biz. Bizim verdiğimiz vaat bu… “Sorunları çözeceğiz; lütfen gelin” diyoruz.

 Kongreye gelmiyor insanlar çünkü kongrede de başka bir tiyatro oynanıyor. Bir yerde davul – zurna çalınıyor, bir yerde 1.5 saat Alman Seyahat Acenteleri Birliği Başkanı Almanca konuşuyor. Biz kongrede mesleki konuları tartışmak istiyoruz, sorunlarımıza çözüm önerileri olan arkadaşlarımızı dinlemek istiyoruz. Orası çalıştay gibi olması gereken bir yer ama öyle olmuyor. Seçim kaygısı var; bir yerde davul, bir yerde zurna, bir yerde birinin konseri var derken ne olduğunu anlamıyorsun. Bizim seçim böyle bir seçim, insanlar onun için gelmiyor.

“Geçen seçimlerde 500 fark yedi”

Şunu hiç kimse unutmasın; ilk defa geçen seçimlerde katılımcı sayısı 3 bin 500’ün üzerine çıktı, Başaran Bey neredeyse 500 fark yedi. Bakın bu önemlidir. Muhalefet oyları şu anki mevcut yönetimin oylarından 500 oy daha fazla… Bunu şunun için söylüyorum; önümüzdeki seçimde de böyle olacak deniyor. Hayır, öyle olacak değil tabi ki kartlar yeniden dağılıyor; herkesin şartları farklı ama olabileceğini insanların görmesi lazım.

Muhalefetin birleşememesi geçen seçimlerde çok tartışıldı ve hala tartışılıyor. O süreci anlatır mısınız; neler yaşandı? Bu kadar fark atmanıza rağmen Başaran Bey başkan seçildi.

Doğru. Şu anda geçmiş dönemde yaşananların detayları ile ilgili bir şey konuşmak; şu anki mutabakatları, şu anki hoşgörüleri zedeleyeceği için çok bahsetmek istemem. Bizim de hatamız vardır; onların da hatası vardır bir biçimde o işi birlikte beceremedik. Bizim de hatamız olabilir; olmadı o günün şartlarında olamadı. Elimizden gelen çabayı sarf ettik ama olmadı.

“Herkese başarılar diliyorum”

Muhalefet yine iki parça bir rakibiniz daha var: Hasan Erdem. Bir adayın çıkma ihtimali daha var…

Hayırlı olsun. Herkesin aday olma hakkı var burada biliyorsunuz; TÜRSAB’a başkan adayı olmayla ilgili bir kısıtlama yok. Herkes aday olabilir; hiç kimseye bir şey söyleyemeyiz. İyi niyetle, hizmet etme aşkıyla aday olduklarını düşünüyorum. Onlara da başarılar diliyorum.

Aday olanla veya aday olacaklarla herhangi bir dirsek temasınız var mı?

Konuşuyoruz, sohbet ediyoruz… Dirsek teması derken; sonuçta aynı yarışta taraflarız, bilgi alışverişinde bulunuyoruz; sohbet ediyoruz ama onun haricinde bir durumumuz yok… Şu anda özel bir iletişimimiz yok.

Geçen seçimlerde de bir kampanya yürüttünüz, geçen seçimlerde daha yoğun bir kampanya yürütmüştünüz. Bu sene mesela biraz daha temponuz gezi anlamında düşük gibi ama ortaya çıkan etki daha fazla gibi. Mesela sosyal medyayı daha aktif kullanıyorsunuz; akşamları yaptığınız soru – cevap programları… Bakıyorum 2 bin – 3 bin kişi tarafından izleniyor genellikle…

Bana isim takmışlar; “Sosyal aday” diye…

Geçen dönemde yürüttüğünüz kampanyada neleri eksik gördünüz? Bu sene nelere dikkat ediyor sunuz? Bu sene seçim ofisi de açmışsınız ayrıca…

Çünkü aynı ofisin içinde yürümüyor gerçekten çok ciddi bir kaos oluyor. Başka bir yerde işlerimizi de aksatmayacak bir yapılanma içinde olmamız gerekiyor. Ona dikkat ettik bu sene. Gezilerle ilgili bir sıkıntımız yok. Geziler daha başlamadı… Daha başlamadı derken birkaç tanesini yaptık aslında ama bir önceki seçimdeki tarzımızla bu seçimdeki tarzımız biraz farklı. Biz geçen seçimlerde bir şehre gidiyorduk; çok büyük bir yemek düzenliyorduk; herkesi o gün çağırıyorduk…

Şimdi öyle yapmıyoruz; şimdi biraz daha nokta atışı yapıyoruz. İletişimde olduğumuz acentelerle direkt kahvaltılar düzenliyoruz; bir şehre gittiğimizde 100 acente varsa 100’ünü de davet etmiyoruz. Oradaki rakiplerimizi destekleyen arkadaşlarımızı toplantılarımıza gelmeye zorlayarak; rahatsız etmiyoruz. Gerçekten bize oy verme ihtimali olan, bizi dinlemek isteyen insanları davet ediyoruz.

Daha küçük toplantılar yapıyoruz daha fazla insana dokunma şansımız oluyor. Daha sıcak geçiyor. Seyahatlerimiz de aynı şiddette devam ediyor. Bir sıkıntımız yok; yarın Van’a gidiyoruz. Seyahatlerle ilgili bir kısıtlamamız yok; birazcık sosyal medyayı daha fazla kullanıyoruz.

Üslubunuz çok olumlu; Facebook’taki yayınlarınızı da izledim. Orada da oldukça olumlu, geçtiğimiz seçimde biraz daha sert miydiniz?

Şöyle söyleyeyim, bakın bu bir süreç biz geçen seçimlere yaklaşık 90 gün kala aday olmuştuk. Doğal olarak karşımızda çok uzun yıllardır bu işi meslek haline getirmiş bir ekip var. O ekip şöyle bir ekip: “hiç bir şey yapmam ama çok iyi seçim alırım.” Böyle bir ekip var karşınızda. Doğal olarak, haliyle…

“Vaatleri benimle başlıyor, benimle bitiyor”

Bakın burada siz, turizm gazetecileriyle yapmış olduğu toplantının notları burada duruyor. Konuşmalar benle başlamış; benle bitmiş. Doğal olarak siz normal şartlarda ilk defa aday olduğunuzda bunların hepsine kulak kabartıyorsunuz; sorgulamadan üstünüze alınıyorsunuz. Şimdi artık alıştım. Hiçbir şey söylemiyorum çünkü doğruyu da söylüyor olsam bu sefer ikinci cümle şu oluyor:

“Gördünüz mü TÜRSAB’ı ayağa düşürüyorlar.” Yani hep biz yapıyoruz. Yani onlar hep yüceltiyorlar; biz hep aşağı doğru çekiyoruz gibi bir algı yaratılıyor. Sokağa düşürdüler filan sokak neresi ise… Biz onu bilmiyoruz: hangi sokak o sokak? TÜRSAB ile ilgili bir soru soruyorsunuz… “Burası kolay kurulmadı.” diye yanıt alıyorsunuz. İnşaatında çalışmış gibi ne demek kolay kurulmadı. Öyle şeyler söylüyorlar ki insan şaşırıyor gerçekten söyleyeyim.

“18 senede neyi yapamadınız da; bu iki senede yapmayı planlıyor sunuz?”

Bakın çok net bir işimiz var; biz TÜRSAB yönetimine adayız, ne yapacaklarımızı da anlatıyoruz. Siz adaysınız ne yapacaksınız? Soru bu değil mi: Ne yapacaksınız? “18 senede neyi yapamadınız; bu iki senede yapmayı planlıyorsunuz?” Bundan daha masum bir soru var mı? Böyle bir soru soruyorsunuz, ben cevabı okudum.

“Yeniden seçilmeniz halinde ne yapacaksınız?” diye sormuşsunuz turizm gazetecileri olarak; cevabı aynen okuyorum:

“Yaptıklarımız belli mesleki yeterlilik kurumu müzelere, kazılara kadar Topkapı Sarayı’nın bahçesini biz temizliyoruz, Efes’i ayağa kaldıran biziz, Laodikeia’yı ayağa kaldıran biziz, Ziya Gökalp Müzesi’ni bitiren biziz, bunlardan haberleri var mı?”

“Hac acentelerinin cebinden elinizi çekin”

Yine mevzu bana geliyor. Ben gerçekten söylüyorum “eline sağlık, iyi ki yaptın” bunlar da kültürel faaliyetlere destek olmak; bunlar için müteşekkiriz ama acenteciler, “bizim için ne yaptın?” diye soruyor. TÜRSAB Başkanı’ndan beklenen şey seyahat acentelerinin haklarını ve hukuklarını korumaktır öncelikle ondan sonra nereyi temizleyecekseniz temizleyin. Kimsenin bir itirazı yok.

Nereye iş makinası alacaksanız alın. Tabi ki iyi yapıyorsunuz bir sıkıntı yok ama önce bizim işimizi yapın. Önce ben seyahat acentesi olarak bir transfer yapabileyim, bir tur yapabileyim, hac acentelerinin cebinden bir çıkalım bakalım. Bir sürü sorun varken “Ne yapacaksınız? Neden adaysınız?” dendiğinde Topkapı Sarayı’nın bahçesini ben temizliyorum derseniz…

Soru çok basit; tekrar soruyorum: “18 senede neyi yapamadınız zamanınız yetmedi? Bu iki senede neyi yapacaksınız?” Mantıklı, makul bir şey söyleyin. Ne yapacaksınız? Dolayısıyla ben artık kızma safhasını geçtim. Konulara bakış açısı bizden o kadar uzak ki yani yaptıklarını biz sanki eleştiriyormuşuz gibi anlatıyorlar. Biz eleştirmiyoruz; bunlarla ilgili de teşekkür ediyoruz ama biz başka bir şey bekliyoruz.

“Omuzlarda uğurlayacağız”

Seçilmeniz halinde Başaran Ulusoy’u TÜRSAB’a onursal başkan yapacak mısınız?

Benim böyle bir yetkim, böyle bir haddim de yok. Şöyle söyleyeyim şu anki TÜRSAB Başkanımız, gerçekten buraya çok uzun yıllar hizmet etmiştir. Seçim yarışında mevzuları birbirine karıştırmayalım; ben böyle bir hata yapmak istemem. Hizmet etmiştir, gerçekten çok faydalı işler yapmıştır, çok uzun yıllar ailesinden, işinden fedakarlık yapmıştır, orada mesai harcamıştır tabi ki müteşekkiriz; bizim eleştirimiz son 3 -4 senesiyle ilgilidir, son dönemki tavır, hal ve icraatlarıdır. Bunun yüzünden biz aday olduk, bunları beğenmediğimiz için aday olduk. Seçildiğimizde alkışlarla uğurlayacağız onu.

 Bize yakışan nasılsa öyle uğurlayacağız onu. Omuzlarda uğurlayacağız. Gerçekten öyle, ne bir kinimiz var, ne rövanş duygumuz var. Hak ettiği şekilde uğurlayacağız ancak onursal başkanlık genel kurul kararıyla olabilecek bir şey, bu genel kurulla ilgili bir durum dolayısıyla benim böyle birilerine unvan dağıtıyor olmam doğru olmaz. Benim haddime de değil böyle bir şey. Genel Kurul uygun gördüğü takdirde hiçbir sakıncası yok; bizi rahatsız eden bir şey olmaz bu durumda.

Her ne kadar Başkan: “TÜRSAB Merkezi’nde benim odam dışında nerede ne var olduğunu bilmez” demiş olsa da… Ama itiraf edeyim onun odasını da bilmiyorum. Eğer bu bir kriter ise yani başkan olmak için, aday olmak için eğer olumsuz bir etkense; ben onun odasını da bilmiyorum çünkü yeni binaya bizi davet etmedi. Diğer arkadaşları davet edip ağırlıyor sağ olsun; bizi henüz davet etmedi dolayısıyla ben onun odasının yerini de bilmiyorum. Ama muhakkak kendine layık bir odası vardır…

TÜRSAB’ın genel merkezi orası istediğiniz zaman gidemiyor musunuz?

Bir sebep olursa gideriz. Şu ana kadar böyle bir sebebimiz olmadı. Genelde acenteler oraya toplantıya çağrılıyorlar, gidiyorlar. Ben öyle de bir davet almadığım için özellikle de bir işim olduğunda gitmedim öyle bir durum olmadı. Tabi ki bizim yerimiz hiç kimsenin babasının malı değil orası, orası kurumun yeri tabi ki istersek gideriz ama başkan adayı olan birisinin çat kapı TÜRSAB’ın koridorlarında gezmesi doğal bir olay değil. İşi gücü yoksa hele hiç değil. Bizim bir işimiz olsa gideriz zaten.

“TÜRSAB çalışanlarının; BYK’ların hiçbir endişesi olmasın”

TÜRSAB’ın kurumsal çatısı altında kaç kişi çalışıyor bilmiyorum ama şu anki çalışanların bir endişesi vardır biraz…

Hiçbir endişeleri olmasın; ben onunla ilgili bir açıklama yaptım. Hem BYK’larda çalışan profesyonel arkadaşlarımız hem TÜRSAB Merkez’de çalışan profesyonel arkadaşlarımızın ne kadar özverili çalıştığını ben biliyorum. Ben orada II. Başkanlık yaptım; ben paraşütle inmiyorum dolayısıyla herkesin ne kadar özverili ne kadar düzgün çalıştığını biliyorum. Hiç kimsenin hiçbir endişesi olmasın. Yapıyı değiştireceğiz derken; çalışanlarla ilgili bir şey söylemiyorum.

Yapıyı değiştireceğiz, kurumsallaştıracağız diyorum; o arkadaşlarımız da çok daha rahat edecekler. Kurumsallık hepimiz için lazım çalışanlar için çok daha lazım. Ben biliyorum orada arkadaşlar gece 12, 1, 2’ye kadar çalışıyorlar. Dolayısıyla hiçbir kimsenin endişesi olmasın bizim çalışanlarla, profesyonellerle böyle bir ön tasarrufumuz yok, herhangi bir ön yargımız yok.

Danışmanlık sistemi devam edecek mi sizin seçilmeniz halinde?

Gerekli olursa devam edebilir, eleştirdiğim bir şey değil o benim. Gerekli görülürse tabi ki devam edebilir. Muhakkak gerekli oluyordur çünkü şu anki TÜRSAB’ın yönetim kadrosu yeterli değildir. Dokuz yedek, dokuz asil… Onlar hakikaten yeterli değil TÜRSAB’ın dahil olması gereken işler açısından baktığımız zaman, olması gereken alanlara baktığınız zaman, o kadar geniş ki; o kadar büyük ki… O idare kadrosuyla idare edilmesi gerçekten zor.

Dolayısıyla danışmanlık kadroları gerekli olabilir bu dönemde ama biz zaten onu yönetim kadrolarını da genişleterek de çözmeyi düşünüyoruz; ama danışmanlarla ilgili bir sıkıntı yok. Danışmanları herkesin olabilir; benim bildiğim kadarıyla zaten danışmanlar ücret almıyorlar. Oradaki yönetim kurulu üyeleri de almıyor başkan da almıyor… Paralı bir iş değil, danışman alınması 5 tane de danışmanınız olur; 25 tane de TÜRSAB’a bir yük teşkil etmiyor. Başkanın işini kolaylaştırıyordur; uygun görmüş almış bir sıkıntı yok bence.

“Panikleyecek, bu kadar stres olacak bir şey yok”

BYK’lar size destek açıkladı fakat bunlar tartışmaya da neden oldu aynı zamanda… Bu sabah da bir toplantı vardı. Asya BYK’nın eski başkanları açıklama yaptılar; gerçi katılamadık ama…

Siz katılamadınız… Aslında pek katılan da olmadı zaten. Ben takip ettim… Çünkü şöyle bir şey var: suni işler bunlar, bunlar kendiliğinden gelişen işler değil. Bir BYK Başkanı arkadaşımız destek olacağını açıklıyor; ben açıklamıyorum o bana destek olacak diye, kendi açıklıyor. “Biz Firuz Bağlıkaya’yı destekliyoruz” diyor. Onun basın toplantısında ben vardım. “Biz, yönetim kurulu olarak Firuz Bağlıkaya’yı destekliyoruz” dedi.

649 tane acente adına konuşmadığını söyledi zaten. Sadece “biz bazı acenteleri gezdik. Ağırlık Firuz Bey’i destekliyor dolayısıyla biz de aynı görüşteyiz; Firuz Bağlıkaya’yı destekliyoruz” dedi. Ama bunu anlamak istedikleri gibi anlıyorlar. Oradan bir siyaset yürütüp; akılları sıra bize gol atmaya çalışıyorlar. TÜRSAB’ın kurumsal kimliğine zarar verdiği gerekçesiyle BYK Başkanları’nın taraf açıklayamayacaklarını söylüyorlar.

Peki sizi destekledikleri zaman açıklanıyor; etik oluyor da rakibi destekledikleri zaman mı etik olmuyor. Geçen seçimlerde 39 BYK’nın 39’u da Başaran Bey’e çalıştı. Bizim yemeklerimize acenteler gelmesin diye tek tek acenteleri gezip, tehdit ettiler. Şahitli, görüntülü… Biz bunlara hiçbir şey söylemedik; birkaç arkadaşımız da şimdi bizi destekliyor. Bunda bu kadar panikleyecek, bu kadar stres olacak bir şey yok ki…

“Yarın seçim bitecek yine yüz yüze bakacağız”

Ortada dolaşan metinleri görüyor musunuz? Çok sevdiğimiz Hamit Saygılı arkadaşımız var; biz yıllardır Hamit ile görüşürüz. Ben bugüne kadar Hamit’in hiç öyle konuştuğunu duymadım. Bir metin göndermiş; TÜRSAB’tan kimin yazdığı belli onu, altına da imza attırmışlar. Garip bir çaba içindeler, hiç bunlara gerek yok. Bizi de destekleyen BYK Başkanları olacaktır; onları da destekleyen olacaktır. Biz onları destekleyenlere ne kadar sevgiyle, saygıyla yaklaşıyorsak; onların da bizi destekleyenlere aynı şekilde bakması lazım… Biz, aynı camianın çocuklarıyız yarın seçim bitecek yine yüz yüze bakacağız. Bırakın özgürce o da bizi desteklesin, ne olmuş yani telefonlar, trafikler, gelmeler, gitmeler…

Sakin olun bir şey yok. Daha çok azı çıktı ortaya yavaş yavaş gelecek ortaya biraz bekleyin. Siz TÜRSAB’ın parasıyla basın toplantıları düzenleteceksiniz, servisler filan koyacaksınız ama yazık oluyor 8 kişi gidiyor. Taksiyle gönderselerdi daha ucuz olurdu. Bu çabalar doğru çabalar değil; Başkanımızın bunlara ne kadar vakıf olduğunu bilmiyorum.

Kimin çabasıdır onu da bilmiyorum. Gereksiz çabalar bunlar… TÜRSAB’ın seçim operasyonlarını yöneten belli arkadaşlar var; onlar neyin kaygısıyla bu kadar hırçın davranıyorlar? Ben bilmiyorum. Sonuçta bir seçim bu; herkes fikrini beyan edecek demokratik ortam, herkes gidecek özgürce oyunu verecek. Böyle biz bize desteğini açıklayana katran tüyü… Kimse caymaz. Tam tersi oluyor, inanın bana.

Bizi telefonla arıyorlar; böyle böyle oldu bunun için imzalamak zorunda kaldık. Canınızı sıkmayın diyorum, onlar ne istiyorsa yapın diyorum. Öyle bilsinler öyle yapsınlar, bir sıkıntı yok. BYK Başkanları destek açıklasa ne olur açıklamasa ne olur? Hiçbir sıkıntı yok onun gönlünün biz de olması çok önemli. Açıklama yapmayan BYK Başkanları’nın tümü şimdiki yönetimi mi destekliyor yok öyle bir şey, öyle değil.

Sabah bizim ofisimiz BYK Başkanları toplantısı gibiydi. Burada 3 tane BYK Başkanı vardı; hiç biri de açıklamadı desteğini daha. Açıklamaları da gerekmiyor benim böyle bir talebinde yok. Ama insanlar değişim istiyor; bunu görmezden gelmek çok büyük yanılgı olur. Baskıyla, tehditle, merkezde hazırlanmış metinlerin altına imza attırmayla bu iş olmaz. Doğru bir davranış değil.

“Devlet sorunlarımızı soruyor; biz kriz profesörüyüz diyor”

Siyasetten hiç bahsetmiyoruz. Turizmin son iki yıldır yaşadığı bu krizin asıl nedeni hükümetin izlediği politikalar ama bu konuda Başaran Bey hiç ağzını açmıyor. Siz de bu konuda bir şey söylemediniz…

Samimi olarak bu konuya nasıl baktığımı söyleyeyim. Hükümet şu veya bu şekilde bir aksiyon almış, bir politika belirlemiş yol izliyor. Şimdi bizim bunu değiştirme ihtimalimiz var mı? Yok, ülke menfaatleri için yapıldığı söylenen bir işe kalkıp benim ticari olarak şöyle zararım var denilir mi? Denilemez, hükümetin aldığı kararların tamamen arkasında (siyasi görüşünüz bu olmasa dahi) mesleki olarak arkasında durmak zorunda kalabilirsiniz; siz birlik başkanısınız. Tabi ki hükümet ile uyumlu çalışacaksınız aksi takdirde istifa edip gitmeniz lazım. O zaman neden çalışıyorsunuz? Buna bir itirazım yok.

“Ben meslek siyasetine soyunmuş bir adamım”

Benim itirazım şu: Bizim sıkıntılarımız var; ve bunu anlatmıyorsunuz. Meselemiz bu yoksa hükümet politikası, Irak politikası bu işler bizim boyumuzu aşan işler… Bu işlerle ilgili ben ne yorum yapayım? Benim haddime değil ki o iş, ben meslek siyasetine soyunmuş bir adamım. Bir gün bir partide siyaset yaparım o zaman her şeyi söylerim. Fikrim yok anlamında söylemiyorum. Her şeyle ilgili fikrimiz var, biz de bu toprakların çocuklarıyız, burada büyüdük, belli yerlerde biz de bulunduk ama ben meslek siyaseti yapan biri olarak; şunu söylemek zorundayım:

Hangi hükümet olursa olsun ben mesleğimin derdini, tasasını, sıkıntısını anlatmak zorundayım. Bu geçmiş olan süreyi de bir kayıp olarak görüyorum. Tekrar söylüyorum kayıptır. Neden kayıptır? Hükümetin yardım etmediği sektör kalmadı. Her sektöre önemli yardımlar yapıldı, bizimki hariç… Neden? Biz de bir talep yok! Ne yapılacak diyorlar. Yenikapı’ya liman cevabını veriyorlar. Ne yapılacak diyorlar biz kriz profesörüyüz diyorlar.

Havayolu firmalarına destek verildi…

TÜRSAB ile hiç alakası yok. TÜRSAB toplantıda bile değildi, ben biliyorum o toplantıda kimlerin olduğunu. Havayolu firmalarının çıkarttığı bir teşviktir o; tur operatörleriyle havayolu firmalarının çıkardığı bir teşviktir o… Keşke TÜRSAB’ın katkısı olsa bizim hoşumuza gider, olduysa da teşekkür ederiz. Seyahat acentelerine direkt olarak bir katkısı yok bunun; tur operatörlerine bir katkıdır bu, seyahat acentelerine yansımadığı gibi seyahat acenteleri tur operatörlerinin paralarını ceplerinden ödemek zorunda kalıyor.

Sistem nasıl işliyor biliyor musunuz? İngiliz tur operatörü geliyor buraya, anlaşıyor seyahat acentesiyle benim işlerimi yapacaksın diye ve gidiyor. Uçağı gönderiyor buraya, buradaki acente bütün işlerini yapıyor. Otel transferlerini yapıyor, otel masraflarını ödüyor; fatura keserken diyor ki İngiliz tur operatörü “6 bin alacaksın ya onu düş gönder bana…” Hâlbuki o parayı bir sene sonra alıyorsun.

Seyahat acentesine getirdiği yüke bakın; Türk Lirası olarak alıyorsun, bir sene sonra alıyorsun yani tur operatörünün direkt cebine giren bir para o, seyahat acentesini ilgilendiren bir şey değil ki… Seyahat acentelerine yapılacak yardımlar: incoming’ciler için özellikle kişi başına handle ettikleri yolcu başına verilecek bir katkı olabilirdi. Cirolarıyla doğru orantılı KGV destekli krediler olabilirdi yani teminatsız bir takım krediler olabilirdi. Bunların hiç birisi talep edilmedi. Bizim itirazım buna…

“2017 – 2019 arasındaki fırsatı kaçırmamamız lazım”

Tamam, politikalar yüzünden işimiz kötü gidiyor olabilir ama bu köprü, bu geçiş dönemini çok daha rahat atlatabilirdik; çok daha sıkıntısız atlatabilirdik. Bu acentelerimizi daha güçlü bir biçimde bir sonraki yıla taşıyabilirdik. Bununla ilgili fırsat kaçmıştır. 2017 – 2019 arasında bu fırsatı kaçırmamamız lazım. Daha talepkar, ne istediğini bilen bir yönetimin derhal gelmesi lazım yoksa bu 2019’a kadar da böyle devam edecek. Yine Malatya’nın kayısısı, Bursa’nın şeftalisi, THY’nin 50 uçağı vardı 300 uçağı oldu… Sanki biz yaptık.

Ülke turizminin gelişiminden bahsederken bunları belirtmek; ölçülü bir biçimde gerekebilir bir hatırlatma için ama her turizm mevzusunda… Sorunlarımız var diyoruz; sorunların tartışıldığı platformda bizim Başkanımız, Fadime fıkrası anlattı. Sektör bunları affetmez. Herkes televizyon başına oturuyor bizim başkan acaba ne söyleyecek Fatih Altaylı’ya diye bizim başkan Fadime fıkrası anlatıyor. Millet can derdinde… Bizim acentelerimizin dertlerini tiye almak; gerçekten sorumsuzluktur.

“Hesabı seçimde sorulacaktır”

Kriz ile ilgili görüşlerini beyan etmesi, bizim dertlerimizi anlatması için çağrıldığı programda Fadime fıkrası anlatmasının hesabını kongrede seyahat acenteleri herhalde seçimde soracaktır.

Sorumsuzca davrandılar, sorumsuzca bir süreç yönettiler, hiçbir şekilde bizim dertlerimizi ciddiye almadılar… Bedelini ödeyecekler. Bizi ciddiye almamalarının bedelini ödeyecekler. Sorunlarımızı doğru zamanda doğru yere aktarmamalarının bedelini ödeyecekler.

Sektör bu gidişata “dur” demek istiyor

Sektör son derece tedirgin, son derece rahatsız; bu gidişata “dur” demek istiyor. Biz derleyip topluyoruz, biz bu işi saygın, düzgün, düzeyli bir şekilde yapmak için elimizden gelen çabayı sarf ediyoruz. Böyle demeçleri de ben ciddiye almıyorum, okuyup okuyup geçiyorum. Çünkü beni odağa alarak bir siyaset izliyor; bakın “ben” ve “o” var. Bu işler bitti. Daha iyi yapacak birisi varsa biz de destekleriz; bizim koltuk merakımız yok. Bizim derdimiz sektörle ilgili mesleğimizle ilgili…

“Bizim motivasyonumuz hiçbir şekilde bozulmaz”

OHAL var, seçimlerin ertelenme ihtimali var mı sizce?

Tam olarak bilmiyorum; ihtimal var mıdır? Olabilir, oda seçimlerini ertelediler; bunu da ertelemek isterlerse erteleyebilirler tabİi bilemiyorum. Böyle bir çaba var mı onu da bilmiyorum. Belki olabilir… Ama sonuç itibariyle bir gün olacaktır seçimler. Bir gün olacak, bizim motivasyonumuz bozulmaz.

 

Yorumlar