Turizmde “Artistlik, kahramanlık, kovboyluk" devri bitti

Hiç şüphesiz son elli yılın dünya piyasalardaki en sempatik ve  yüzleri güldüren sektörü turizmdi.

Hüseyin Baraner 02/09/2019 02:24
Turizmde “Artistlik, kahramanlık, kovboyluk" devri bitti

Dünyanın her köşesinde sayısız toplantılarda, her ülkenin siyasilerinin beyanatlarında, kurumsal otoritelerin raporlarında, akademik araştırmaların kalın dosyalarında:

-Turizm toplumlar arası dostluk köprüsüdür,

- Turizm yerel kalkınmanın motorudur,

- Turizm gençlerin  dünya ile entegrasyonudur,

- Turizm doğa bilincini artırır ...

gibi kulağa hoş gelen sözler söylene söylene, yazıla yazıla zaman içinde tükendi. Anlamı zayıfladı.

2019 yılında Batı Medyası tarafından, turizm ile ilgili bu düşüncelerin hiç birinin tam artık olarak doğru olmadığı inancının çok yoğun bir şekilde işlendiğini görüyoruz 

Piyasalar şaşkın, turistler mahcup

Ürkütücü gerçekler ortada: Turistin karbon ayak izi her şeyi ele veriyor.

Batı medyası turistleri, “Alıştığınız turizm şekli ile dünyayı keşfetmiyorsunuz, bilakis dünyamızı tüketiyoruz “ diye itham ediyor.

Turizmin her hareketliliğinde, turistin attığı her adımda sorun var.

Çözüm arayışları, Avrupa siyasetinin gündeminin en ön sıralarında yerini uzun bir zaman koruyacak gibi görünüyor.

Batı medyası ve kamuoyu turizm sektörünün operasyonel alışkanlıklarını ve umursamazsızlıklarını masaya yatırdı ve çok sert yargılıyor.

Son bir kaç aydır seçkin ve itibarlı medya gruplarının sektörümüz ile ilgili ağır suçlamaları acil cevaplar, kalıcı sürdürülebilir çözümler gerektiriyor.

Sektörümüzü özellikle şu başlıklar altında suçluyorlar

- Dünyada kontrolsüz turizm akımı çevreyi sömürüyor, hatta birçok destinasyonda doğayı kalıcı bir şekilde tahrip ediyor.

- Sürdürebilir yerel kalkınmayı kısmen engelliyor, eşit ve dengeli paylaşımı önlüyor. Küçük ve orta yerel müteşebbisliği imha ediyor.

- Vergi konusunda şeffaf değil, çok ülke adresli şirketlerin vergilendirilmesi sıkıntı arz ediyor.

- Kara para aklama oranı en yüksek sektör.

- İç eğitim konusunda yetersiz.

-TO’lar ve otelciler destinasyonda  sosyal kalkınma projelerine cimri.

- Paylaşım ve şeffaflık fakiri sektör.

44 yıllık sektör yaşantımda bugüne kadar hiç yaşamadığım sertlikte  kamuoyunu yönlendiren kadın, moda, spor, aile, sağlık, sosyete ve ekonomi dergilerinde ‘kendi kendini suçlama’ ve ‘af çıkarma’ imalı haberler aniden artmaya başladı.

Turizm sektörünü suçlayan bazı başlıklar:

“Doğa’ya ve Çevre’ye  hassas insanlar artık seyahat etmeli mi?”

“Benim tatilim yerel sakinlerin fakirliği!”

“Kruvaziyer mi, tren ile az bilinen yerlere  tatil mi? “

“Overtourism olan yerlere değil, undertourism olan az gidilen yerlere gidelim”

En son Almanya’nın uluslararası itibarlı Spiegel Dergisi, Kruvaziyer gemileri sekiz sayfalık bir haberde yerle bir etti.

Almanya'yı ayağa kaldıran haber

Spiegel, "Rafinelerin atık ürünü olarak ağır yağ gibi piyasadaki  en pis şey ile çalışan kruvaziyer gemileri denizlerimizi kirletiliyor” başlıklı haberiyle, Almanya’yı ayağa kaldırdı.

Hemen arkasından Stiftung Warentest ve Atmosfair :

“Eğer bir hafta boyunca bir gemideyseniz, tek başınıza 9.000 kilometre araba kullanmış kadar yani 1.500 kilogram karbondioksit emisyonu üretiyorsunuz. Oysa iklim dostu kişi olarak yıllık sadece 2.300 CO2 emisyon hakkınız var.

Yani bir haftalık kruvaziyer turunda bu hakkınız nerdeyse tüketmiş oluyor ve arta kalan 50 haftada, doğaya ve iklime zarar veren birey olarak yaşıyorsunuz” diye insanların kendi tüketimleri hakkında yeni öğrediği ve ürktüğü gerçekleri yüzlerine vurdu.

Deniz gezginleri, mavi  tatilciler şokta

Kruvaziyer turizmcileri zorda.

Gerçekleri öğrenen doğaya ve çevreye hassas kişiler kruvaziyer gemilerinde çekilmiş fotoğraflarını yırtıyorlar, sosyal medyadan siliyorlar.

Teknoloji/bilim ve araştırma dünyasından acil çözümler talep edilse de, elektromotor veya hidro için daha uzun yıllar gerektiği ortada.

Benden uyarması:

“Doğaya zarar vermeden, diğer kültürleri rahatsız etmeden seyahat edebilir miyim?" diye milyonların kendi kendilerini sorguladığı toplumsal yeni bir küresel dalga içerisine giriyoruz.

Uluslararası siyaset,

Bankalar,

Borsa,

Fonlar,

Yerel dinamikler,

Turizmde “Artistik, kahramanlık, kovboyluk" devri bitti

Küresel turizm hareketliliğin tüm aktörlerini operasyonel değişime, destinasyonlar arası sağlıklı müşteri dağılımına/ destinasyonda çevre, eğitim, dengeli paylaşıma zorlayacak.

TO’ların turist taşıdıkları noktalarda sosyal/kültürel kalkınma ile ilgili projelere katkı ve destek karneleri yeni kredi ve fonlanlamalarda önemli bir puanlama oluşturacak.

Turizmde “Artistik, kahramanlık, kovboyluk, tuttuğunu koparanlık, benden sonra tufancılık, yakarım, yıkarım, yaparım, ödül alırım" zihniyeti sona doğru ilerliyor.

‘İmar Affı’ zaten bir Türk buluşu, bizden başka hiç bir medeniyette yok!

Şimdi hazır olun:

Yakında Holidaycheck ve Tripadvisor’dan da etkili ‘Klimacheck’ geliyor.

Havanız, ikliminiz, suyunuzun puanlaması kataloglarda ve online sitelerinde mecburi olacak.

Turizmde küresel aydınlanma çağı başlıyor.

Ben hepinizin yüzüne söylüyorum: Sayın Bakanlarım, Sayın Valilerim, Sayın Belediye Başkanlarım, sayın patronlar, bana istediğiniz kadar kızın, “ Eğer oteliniz veya turistik işletmeniz  kirli ve bozuk iklim sahasında kayda girerse, ne o muhteşem yataklarınız, ne de restoranlarımızdaki o meşhur mezeleriniz eskisi kadar rağbet görecek."

Etik değerler, İklim, doğa, çevre kriterleri operasyonel işletme ustalığının önüne geçecek

Etik destinasyon sınırları içinde paylaşımcı ve koruyucu bir işletme değilsen, aydınlanmış hassas müşteri önünde takla bile atsan bile hiç bir caziben olmayacak. Müşteri de sorgulanacak.

Öyle hoyratça gezmek, “Ben ödedim, istediğimi alırım, koparırım, yer, içer, atarım, vermeyeni de, engel olanı da hemen şikayet ederim” alışkanlığı zaman içinde turizmin aydınlanma çağında yavaş yavaş azalacak.

Herkes her hareketinin, yediğinin, içtiğinin, gezdiğinin, uçtuğunun, ulaştığının karbon ayak izini bilecek.

Türkiye turizmde küresel aydınlanma çağına büyük, çok büyük ‘Büyüme adımları’ ile giriyor

Türkiye’de büyüme dürtüsü aydınlanma ihtiyacının hep önünde seyretti.

Halbuki Türkiye yeni turizm kalkınma ve gelişme politikasında tüm Türk destinasyonlarında çevre ve doğa seferberliği başlatsaydı, Dünya’ya “Biz türkuaz ülkeyiz.

Yeşil ile maviyi barıştırarak, birleştirerek, seviştirerek yarattığımız  tatil mutluluğu diyarı turkuaz cennet için sizi, ailenizi ve dostlarınızı mutlaka aramızda görmek istiyoruz” diye seslenip, inandırıcı bir davet çıkarsaydı, ters algıyı büyük ölçüde kırar ve Türkiye’ye olan sempati hattını genişletirdi. Sektörümüz hem ticari olarak güçlenir, hemde itibar olarak yükselirdi.

Biz ise, doğayı koruyanların halen vatan haini olarak adlandırıldığı cehalet mevsimin son günlerindeyiz ülkemizde

Bunu geçen ay yine Çanakkale’de Antik İda Dağı’nda birebir yaşadım.

Kaz Dağları'ndaki doğa katliamımda, şehitler yurdu kadim Çanakkake topraklarının içme suyunun siyanür karışımı ile düştüğü tehlikeye karşı 3-4 turizmcinin dışında kimse tepki göstermedi. Hiç bir turizm kurumu kınama yapacak cesareti kendinde bulamadı.


Önemli haberleri kaçırma!

E-posta bültenine abone ol:

Merak etme spam mailler gelmeyecek.