Turizm yine hangi gündeme kurban ediliyor?
Kıymetli okurlarım, bu hafta sizlerle uzun zamandır dikkatimi çeken önemli bir konuyu paylaşmak istiyorum: Gündem değiştirme meselesi. Çünkü bugün hem dünyada hem de ülkemizde yaşadığımız birçok sorunun çözülmemesinin nedeni sadece çözüm üretilmemesi değil, o sorunların ustaca başka başlıkların gölgesinde unutturulmasıdır.
Gündem değişir, gerçekler değişmez; unutulan sadece hatırlamak istemediklerimizdir. Kıymetli okurlarım, bu hafta sizlerle uzun zamandır dikkatimi çeken önemli bir konuyu paylaşmak istiyorum: Gündem değiştirme meselesi. Çünkü bugün hem dünyada hem de ülkemizde yaşadığımız birçok sorunun çözülmemesinin nedeni sadece çözüm üretilmemesi değil, o sorunların ustaca başka başlıkların gölgesinde unutturulmasıdır. İşte tam da bu yüzden şu soruyu sormanın zamanı geldi: Gündem gerçekten kendiliğinden mi değişiyor, yoksa birileri tarafından bilinçli olarak mı değiştiriliyor?
Yıllardır gelişmeleri yakından takip eden biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Bu ülkede de dünyada da sorunlar bitmez ama konuşulan sorunlar sürekli değişir. Daha doğrusu değiştirilir. Gündem kendiliğinden kaymaz; ustaca, bilinçli ve planlı şekilde kaydırılır.
Asıl mesele yerinde durur ama üzeri yeni başlıklarla örtülür
Bir bakarsınız sabah ekonomi konuşulmaktadır. Akşamına toplumu geren bir sosyal tartışma servis edilir. Ertesi gün bambaşka bir polemik, birkaç gün sonra tamamen alakasız bir başlık… Asıl mesele yerinde durur ama üzeri yeni başlıklarla örtülür. Bu bir tesadüf değildir. Bu, kamuoyunu yönlendirme yöntemlerinin en eski ve en etkili araçlarından biridir: gündem değiştirmek.
Bugün dünyada bunun çarpıcı örneklerini sık sık görüyoruz. Amerika’da yıllardır konuşulan ancak tam anlamıyla yüzleşilmeyen Epstein dosyaları yeniden gündeme geliyor. Ortaya saçılan iddialar son derece sarsıcı ve birçok güçlü ismi rahatsız edecek nitelikte. Tam kamuoyu bu dosyayı sorgulamaya başlarken bir anda İran meselesi ısıtılıyor. Ortadoğu’daki gerilim, olası saldırılar ve küresel tehdit söylemleri manşetleri dolduruyor.
Yetmiyor…
Bir bakıyorsunuz, gündemde hiç yokken ABD’nin eski başkanı Barack Obama çıkıp “Uzaylıları görmedim ama var olabileceklerine inanıyorum” diyor. Ardından Donald Trump ise, bu tür çıkışları bir adım ileri götürerek “Elimizdeki tüm uzay ve UFO belgelerini açıklayacağız” açıklamasını yapıyor. Bir anda kamuoyu İran’ı, Epstein’i ya da skandalları değil; uzaylıları, gizli belgeleri ve komplo teorilerini konuşmaya başlıyor.
Akabinde bir bakıyoruz ki yeniden Epstein dosyaları tekrar gündeme geliyor. Ardından çeşitli gerekçeler öne sürülerek ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları gündeme geliyor. Okulların vurulduğu, toplantı hâlindeki İran dini liderinin ve komutanların suikast sonucu hayatını kaybettiği gündemi sarsıyor. Füzeler havada uçuşmaya başlarken, bir anda tüm gündem değişiyor; insanlar başka konuları unutuyor ve dünya kamuoyu yeniden bu savaş konuşmaya başlıyor. Gündem yine değişiyor. Sorular yerli yerinde duruyor ama cevaplar bir kez daha erteleniyor.
Bir anda kamuoyunun odağı farklı bir yöne kayıyor
Bakıyorsunuz, Epstein belgeleri kapsamında Clintonlar, Bill Gates ve diğer bazı ünlü isimler mahkemede ifade vermeye çağrılıyor. Tam da bu süreçte dünya gündemi bir anda değişiyor; ABD’nin İran’a yönelik hamleleri ve savaş söylemleri öne çıkıyor.
Bir anda kamuoyunun odağı farklı bir yöne kayıyor. Artık kimse Clintonları, Bill Gates’i ya da İngiliz Prens Andrew’u konuşmuyor. Gündem tamamen ABD, İsrail ve İran hattında yaşanan gelişmelere kilitleniyor. Küresel ölçekte dikkatlerin nasıl hızla yön değiştirdiği ve bazı konuların nasıl geri planda kaldığı ise düşündürücü bir tablo ortaya koyuyor.
Benzer tabloyu Türkiye’de de görmek mümkün. Bir kesimin karıştığı uyuşturucu ve fuhuş iddiaları gündeme geliyor. Toplum “Bu işin ucu nereye varacak?” diye sorarken dosyalar tam anlamıyla açılmadan bu kez sahte diploma meselesi patlıyor. Yüzlerce kişinin diplomasının sahte olduğu iddiası kamuoyuna bomba gibi düşüyor.
Herkes şok oluyor
Ama ne hikmetse bu konu da uzun süre konuşulamıyor. Çünkü tam o noktada yeni bir gündem başlığı ortaya çıkıyor. Yeni bir tartışma, yeni bir kriz, yeni bir polemik… Önceki mesele yavaş yavaş buharlaşıyor. Oysa bu olayların çoğunun ucu bir yerlere dokunuyor. Dokunduğu için de konuşulması istenmiyor. Unutturuluyor. Soğutuluyor. Zamana bırakılıyor.
Ve en acısı şu: Bir süre sonra kimse dönüp “O dosya ne oldu?” diye sormuyor. Aslında gündem değiştirmek bir yönetim biçimi değildir; bir kaçış yöntemidir. Sorunları çözemeyen güç odakları tartışma yaratır. Hesap veremeyenler ses yükseltir, cevap veremeyenler ise konuyu değiştirir.
Ama şunu da kabul etmek gerekir: Bu yöntem, izleyeni varsa işe yarar. Biz her yeni başlıkta eski soruları unutuyorsak sorun yalnızca güç odaklarında değildir. Toplum olarak da hafızamızı kısa tutuyoruz. Dün “hesap soracağız” dediğimiz mesele bugün hiç konuşulmamış gibi davranabiliyoruz.
Oysa gerçek gündemler kalıcıdır
Ekonomi sıkıntı varsa, düzeltilmelidir.
Uyuşturucu sorunsa, bu sorun çözülmelidir.
Yolsuzluk iddiası varsa, açıklığa kavuşmalıdır.
Diploma sahteyse, bunun bir bedeli olmalıdır.
Bu meseleler bir manşetle ortadan kalkmaz. Ortadan kalkan sadece bizim dikkatimizi olur.
Gündemler değiştirilebilir. Tartışmalar yönlendirilebilir. Ama asıl soru şudur: Biz her değişen gündeme teslim mi olacağız, yoksa kendi gerçek gündemimizi ısrarla hatırlatacak mıyız?
Unutmayalım; gündemi kim belirliyorsa tartışmayı da o yönetir. Ama hafızası güçlü toplumlar yönlendirilmez, yön verir. Gerçekler konuşulmadığı için değil, unutulduğu için kaybolur.
Önemli haberleri kaçırma!
E-posta bültenine abone ol: