Třeboň ve Český Krumlov - İki Dünya İncisi
Avrupa’da su yönetimi konusunda gençlerin düşünceleri üzerine bir gençlik değişimi münasebetiyle Çek Cumhuriyetinin Třeboň şehrine gittim. Prag’a trenle iki buçuk saatlik mesafedeki bize göre küçük bu şehir, yeşillikler ve su kaynakları yönünden çok şanslı bir bölgede bulunuyor. Su ürünleri ve balıkçılık lisesinin yatakhanesinde kalırken liseyi gezme fırsatımız oldu. Bizim gibi etrafı denizlerle çevrili bir ülkede, biz de bile olmayan eleman yetiştirme gücüne sahip bu gölcükler şehrine imrenmedim desem yalan olur. Alınan Avrupa Birliği fonları ile çok modern bir okul kurmuşlar bu küçük şehirde.

Şehrin sembolü dört yapraklı kırmızı bir gül. Sakin, sessiz ve sanat dolu güzel bir yer. Şehrin en meşhur yerlerinden birisi “Masaryk” meydanı. Meydan etrafında bir çok hostel ve tarihi bina var. Eğer tarihi eserlere ya da bira içmeye meraklıysanız meydanın hemen yanında bir çok dükkan bulabilirsiniz. Ben doğduğum yıla ait olan ve üzerinde Çekoslovakya yazan bir madalya satın alınca çocuklar misali sevindiğimi söyleyebilirim. Meydana çok yakın büyük bir park var. Yeşilliğe doymak ve temiz havayı ciğerlerinize çekmek için bu fırsatı kaçırmamanızı öneririm. Ayrıca şehri çevreleyen göllere ve ormanlara bisiklet yolculuğu yapabilir ve balık avlayabilirsiniz.
Třeboň’dan sonra otobüsle yaklaşık bir buçuk saat manzarası muhteşem yollardan geçerek Çek Cumhuriyeti içerisinde Prag kalesinden sonraki ikinci UNICEF tarih mirası listesi içerisine alınmış olan Český Krumlov isimli küçük şehre geçtik. Dağların ortasında ve Vltava nehri ile sarmalanmış adeta bir orta çağ şehrine girmiş olduk. Tarihi özellikleri nedeniyle şehir içerisinde Çek, Roma, Yunan, Alman ve daha bir çok farklı kültürü ve mimarisini görebilmek mümkün. Şehrin kurucu hanedanı asaletini ispat edebilmek için uydurma belgelerle kendisini Roma asillerine bağlatması nedeniyle Krumlov kalesi adeta bir Roma Rönesans kalesi gibi duruyor. Ayrıca duvarlarında antik Yunan tanrılarının resimlerini de görmek mümkün. Kale içerisinden şehrin onlarca fotoğrafını çekmelisiniz. Kaleyle alakalı bana göre komik bir bilgi ise, kalenin tam çıkışında sağ ve solunda bulunan çukurlarda ayı beslenmesi. Zamanın prensleri ayı beslemenin asil durduğuna kanaat getirerek böyle bir gelenek başlatmışlar. Hatta ayı figürü kraliyet armalarına da girmiş.
Kaleden çıkıp da şehrin meydanına doğru inerken “Berber Köprüsü” denen köprüden geçmeniz gerekiyor. Rehberimizin anlattığı ilginç isim hikayesini sizinle paylaşmadan geçmek istemedim. Kralın gayrimeşru çocuklarından birisi olan Don Julius'da şizofreni hastalığı bulunmaktadır. Girdiği bir kriz sonucunda hizmetçisini vahşice öldüren Julius ceza olarak Krumlov’a sürülür. Burada berberin kızına aşık olur ve evlenir. Ama geçirdiği bir nöbette karısını öldüresiye döver. Karısının öldüğünü zannederek paniğe kapılır ve onu camdan dışarı atar. Kayalıklar yanındaki nehre düşen kadın, ölmez ama ağır yaralanır. Prens kendine gelince karısıyla tekrar bir araya gelmek ister, ama karısı buna karşıdır. O da karısının babası olan berberi Krumlov sarayının zindanlarına attırır ve karısını tehdit eder. Bunun üzerine kadın prense geri döner ama bu sefer prens onu kılıcıyla parça parça ederek nehre fırlatır. Hikayenin geri kalanında berbere ne olduğunu bilen yok. Ama rivayet şöyle devam ediyor, prens bir sabah ölü olarak bulunur. Onun bu davranışlarına kızan hizmetçilerinden birisinin onu arsenikle zehirlediği düşünülmektedir.

Köprüden geçtikten sonra yol sizi küçük şehir meydanına götürecektir. Meydan içerisinde yer alan turist bilgilendirme ofisinden ücretsiz olarak haritalarınızı alıp nereye gitmek istediğinize karar verin. Meydan o kadar güzel ki önce orada oturup meydanı izlemenizi öneririm. Meydandaki tarihi dokuya tek zarar veren şey Çin lokantası. Her ne kadar halk itiraz etmiş olsa da kırmızı ve Çince harflerle bir restoran tabelası o güzel manzaraya zarar veriyor. Tüm bunlardan sonra ilk olarak belediye binasının altında kurulmuş olan “İşkence Müzesine” gitmek istedim. Ortaçağda işkencelerin yapıldığı bu binanın şu anda belediye binası olması ve altının ise müzeye dönüştürülmesi çok ilginç. Müze içerisinde bir çok işkence aleti, ürkütücü sesler, balmumundan heykeller ve karanlık odalar var. Gerçekten korkmadım desem yalan olacak.
Müzeden çıktığınızda hemen yanında bir restoran var. Ortaçağ kıyafetleri ve düzenlemesiyle bu restoranda tarihte kısa bir yolculuk daha yapabilirsiniz. Meydana geri dönünce şehrin tek işler durumdaki kiliseni göreceksiniz. Mutlaka bu kiliseye uğrayın. İçerisinde farklı prensliklerin farklı şapelleri ve armalarını göreceksiniz. Zira şehir zaman zaman Alman, zaman zamansa Morava prenslikleri arasında yer değiştirmiş. Aslında II. Dünya savaşının sonuna kadar yoğunlukla Almanca konuşulan bu şehirdeki Alman nüfus Amerikan askerleri tarafından sürülmüş. O tarihe kadar adı sadece Krumlov olan bu şehrin isminin başına “Český” yani Çek ifadesi o tarihten sonra eklenmiş. Kiliseden sonra size önerim meydana geri dönmeden daha yukarıya doğru yürümeniz. Yolda hemen sağda lüks bir restoranın bahçesinde üç karton resim göreceksiniz. Kafanızı bu kartonlara yerleştirerek bir dük, düşes ya da prenses olabilirsiniz. Komik fotoğraflar için ideal bir yer ve tamamen ücretsiz. Buradan biraz daha yukarı yürürseniz küçük ama güzel bir park göreceksiniz. Kaleyi buradan bir kez daha izleme olanağınız olacaktır.
Parkın biraz yukarısında çok güzel bir köprü var. Size tavsiyem köprünün yanından aşağıya doğru inen merdivenleri takip etmeniz. Tam olarak Vltava nehrinin kıyısına inince isterseniz bir ufak kayıkla kürek çekerek, isterseniz de yaya olarak nehir kıyısında çok güzel bir tur atabilirsiniz. Ben bu turlardan yorulduğum için nehir kıyısında, kale manzarasında çok güzel bir yerde kahve molası verdim. Arkadaşımla beraber bol bol fotoğraf çekerek manzarayı ölümsüzleştirmek adına elimizden geleni yaptık. Buradan çıkarak şehir içerisinde biraz daha turladım. Bu sefer amacım hediyelik eşya bakmaktı. Bir çok farklı bardak, kupa, süs eşyaları ve daha bir çok farklı hediyelik bulabileceğiniz bu şehirde aman her yere bakmadan alışveriş yapmayın. Yol sizi kalenin altından geçen ikinci bir köprüye getirecektir. Turun sonu olacak bu köprüye çok yakın bir dükkanın daha ucuza hediyelik eşya sattığını söyleyebilirim. Hadi size iyi alışverişler. Çıkarken “nashledanou – güle güle” demeyi unutmayın.
Önemli haberleri kaçırma!
E-posta bültenine abone ol: