OLSAK OLSAK DA, NASIL BİR TAKIM OLSAK..

01/01/2020 02:40

Yöneticilik yaşantım boyunca başka türlüsünü düşünemediğim, iş yaşamının “olmazsa olmaz”larından olarak kabul ettiğim ekip çalışması, özellikle de Çelebi gibi binlerce insanın bir arada çalıştığı organizmalarda aslında güzel bir zorunluluktur.

Tam da şu sıralarda, ağustos ayında çalışmaya başladığım hızla büyüyen Çelebi hava Servisi’nde bu büyüme aynı hızla organize edilmeye çalışılıyor.
Bu konuda uzman kuruluşların yöneticileri, bizlerle görüşerek bu süreçlerin nasıl daha iyi yönetilmesi gerektiğini yorumlarken, kalite bölümümüz de hizmet kalitemizi yükseltme çalışmaları yapıyor, standartları belirliyor.

Holding, ÇHS, Çetur, Gıda grubu, Güvenlik, Liman işletmeleri, Marinacılık, Yurtdışı projeleri diye farklı bölümlerin, sadece adlarını saymak bile zaman alır.
Çelebi şimdilik Türkiye, Macaristan ve Hindistan’da faaliyet gösteriyor.
Almanya ve Belçika’nın da eli kulağında..

İstanbul’dakiler eksi beş derecede uçakların kanatlarını buzdan arındırabilmek için de-icing yakıtını heyecanla beklerken, başarılı ve titiz taze Mumbai genel müdürümüz Taner Sarı, bir başka coğrafyada, Mumbai’de otuz üç derecede yaşamaya ve daha önce hiç tanımadığı bir kültürün insanlarını yönetmeye çalışıyor.
Üç faklı ülkede çalışan binlerce kişinin, aynı ülkü ve ekip ruhu ile çalışmasını hemen istersek hayalci oluruz.
O nedenle de, bence ideale yakını bunun küçük birimlerde modellenmesi olabilir.

Biraz klasik de olsa tıpkı, “demokrasi önce, en küçük topluluk olarak bilinen aileden başlar” örneğinde olduğu gibi.
İçini herkesin farklı dolduracağı ekip ruhu da böylece uzun vadede yavaş yavaş yerine oturur.

Bu ruhun oluşması da ancak, diğerlerine önderlik yapabilecek, özenle seçilmiş, sorumluluk alabilen, yetkisi de olan departman liderleri ile mümkün olabilir.
Çelebi yönetim kurulu, seçtiği lider özellikli yöneticilerle diğerlerine de şu mesajı veriyor diye düşünüyorum.
“Herbert von Karajan beyde bizim istediğimiz özelliklerin bir çoğu var, o nedenle de onu bu pozisyona getirdik. Sizler de, onu kendinize örnek alarak çalışırsanız, bir gün sizin de o pozisyona gelmeniz mümkün olabilir. Herbert bey, sizden bir isteğimiz de yerinize sizin gibi değerli başka insanları da yetiştirmeniz olacak”..
Şirket bünyesinde, postabaşından, CEO’ya kadar farklı sorumluluk, yetki, güç ve beceride liderler var.
Grubun tepesindeki lider, tüm bu senkrondan da sorumludur.
Şimdi sizlere, yöneticilik hayatım boyunca aldığım bazı notları iletmek istiyorum.
Okuyacaklarınızın bir çoğu, ya okuduğum bir kitaptan aklımda kaldı, ya da katıldığım bir eğitimde duyup not aldım, ama hepsini bizzat uygulayıp iyi sonuçlar aldım.

- Başkasını modellemek yerine kendiniz olmaya çalışın.
- Aksi takdirde, size ait olmayan davranış ve konuşmalar ilk yağmurda üzerinizden akacaktır.
- Çalışkanlık ve sabırla beslenmemiş hiçbir zekanın önemi yoktur.
- Her türlü umarsızlık ve “sana mı kaldı şimdi bu yani” bakışlarından yılmayarak proje üretin ve liderinize sunun.
- Fikir getirmek, önermek takımın işidir, kararı ise çekici elinde bulunduran lider verir.
- Ancak bu ön hazırlığı yapan, projeleri yarı mamül hale getirmekten gocunmayanlar bir gün o çekici ellerine alabilirler.
- Hayatta kalmanın yegane yolu, işimizi iyi yapmaktan, onunla bütünleşmekten, sürdürülebilir farklılıkları yakalayıp rakiplerden farklı ve üstün hizmetleri üretmekten geçer
- Kendinizi karşınızdakinin yerine koymak, ya da sözün Yunanca kökeni ile en (iç) pathos (duygu) yani empati tabi ki önemli. İğne-çuvaldız örneği de bizim tarihi empati örneklerimizdendir.
- Bunun daha da gelişmişi ise, ‘birisiyle konuşurken o görüşmeden sıyrılın ve konuştuğunuz kişi ile kendinizi üçüncü bir kişi olarak dışarıdan gözlemleyin, bu size daha sağlıklı iletişim fırsatları yaratabilir’ öğretisi geliyor.
- İletişim becerilerinizi, modern iletişim cihazları ile haberleşme yetilerinizi de geliştirin. Bu size, hem zaman hem de hız kazandıracaktır.
- Merak, araştırma, hatta öğrenme açlığı kişiyi düzenli olarak geliştiren bir duygudur, doymamasında yarar vardır.
- Geri bildirim terimi hala kulağımı tırmalıyor. Feed back ola ola bu kadar Türkçe olabilmiş. - Sizden istenen bir bilgiyi mutlaka isteyen kişiye zamanında bildirin.
- Başarı, tıpkı sevinç gibi paylaştıkça büyüyen bir olgudur.
- Birlikte sevinip üzülebilme takım olmanın gereklerindendir.
- Daha önce, amatörce de olsa takım sporları yapanlar iş hayatına daha rahat uyum sağlarlar.
- Takım arkadaşı için çabalama, onun hatasını kapatmaya gayret etme, onun başarısı için ona yol açma, onun kaçırdığı bir sayıdan sonra üzüntüsünü paylaşma, attığı golde sevincini bölüşme, sakatlandığınızda, güçsüzleştiğinizde yanınızda birilerinin olduğunu hissetme, bir başkalarına arkanı dönebilme rahatlığı, başkalarına güven duygusu, sporda olduğu gibi iş hayatının da önemli kriterlerindendir.
- Bunu iki örnekle açmak isterim. Konuyu bir dönem Galatasaray ve milli takımın mentorluğunu yapan psikolog Profesör Dr. Acar Baltaş’tan dinlemiştim. Fenerbahçe ve Beşiktaşlı’lar alınmasın lütfen, benzer örnekler onların takımlarında da yaşanmıştır mutlaka.
- Hakan Şükür’le bir röportajda şöyle bir diyalog yaşanmıştı:
- Hakan, o zor kafa golünü nasıl atmıştın sen öyle?
- Aslında o pozisyon Taffarel’in çok zor bir topu çıkarmasıyla başlamıştı, sonra kalecimiz topu Ergün’e uzattı, Ergün iki kişiyi çalımladıktan sonra güzel bir ara pasıyla topu Emre’ye kazandırdı, Emre’nin mükemmel ortasından sonra da bana sadece topa kafayla dokunmak kalmıştı..
- Evet, işte iş hayatı da aynen böyle. Her başarılı işten sonra sadece kendinize pay çıkarmaya çalışırsanız, bir gün atacağınız muhtemel bir golün pasını da boşuna beklersiniz.
- Uğruna mücadele etmediğiniz hiç kimse, sizin için severek mücadele etmeyecektir.
- Bir öykü de Hıncal Uluç’tan..
- “Tarih 18 aralık 1960. Galatasaray o gün Fenerbahçe’yi 5-0 yenmiş. Maçın dört golünü atan Metin Oktay, soyunma odasında başını önüne eğmiş elleriyle kafasını tutuyor. O yıllarda gazetecilere soyunma odalarının kapıları henüz açık. Genç muhabir Hıncal Uluç hemen Metin Oktay’ın yanına oturup soruyor. ‘ne oldu Metin, nedir senin bu üzüntülü halin?’
- O tarihte 24 yaşında olan, daha sonra 55 yaşında bir trafik kazasında ölen ve centilmenliği ile taraflı tarafsız herkesin sevdiği Metin Oktay’ın cevabı bir ders niteliğinde:
“yaa Hıncal, yarın şimdi bütün gazeteler beni yere göğe sığdıramayacaklar, ben mesleğime nasıl şımarmadan devam ederim, onu düşünüyordum..”
- Ayinesi (aynası) iştir kişinin diye bir laf vardır ya hani. Bence ayinesi takımdır kişinin.
- Şımarmadan koşan, başarısını ve başarısızlığını içtenlikle takım arkadaşlarıyla paylaşabilen, doğru kurgulanmış, çağın getirdiği dinamizme ayak uyduran takımlar yaşamlarını büyüyerek sürdürebilirler.

Bu yazı bitmez sandınız ama bitti işte.
Bari bu da bu yazının son sözü olsun:
Delhi kargo binasında çalışan genç bir Hintli, aksanlı İngilizcesiyle bir sorana “bir merdiven beş işçi” ile başlayan ve bugünlerde 53 yaşına giren Çelebi’nin başlangıç öyküsünü gurur duyarak anlattığı gün, ben global anlamda bir takım olduğumuza inanacağım..

Tunç Müstecaplıoğlu
Şubat-2010


Önemli haberleri kaçırma!

E-posta bültenine abone ol:

Tüm güncellemelerden e-posta yoluyla haberdar olun.