Bir Rüyadır Prag; İnsan Uyanmak İstemez
Beni yakinen tanıyanlar bilirler bendeki Prag aşkını. Aşkım karşılıklı olsa gerek, zira üçüncü defa bu güzel şehri görme şerefine nail oldum. İki aşığın kavuşması ne kadar coşkunsa, iki sevdalının gözlerindeki aşk ne kadar derinse, benim de Prag’ı yeniden ziyaret etmem böylesine şevk dolu oldu.
Çek Cumhuriyeti bize dost olan güzel ülkelerden birisidir. Başkenti olan Prag, Schengen vizesi alarak üç saat uzaklıkta sizlere maceralarını, kaçamaklarını, sevdalarını anlatmak üzere her zaman hazır beklemektedir. Şehrin ortasından köpüre köpüre binlerce yıldır akan Vltava nehri ilk buluşma yeriniz olsun bu sevgiliyle. Vltava nehri kıyısında saatlerce yürümeniz gerek el ele. Yürürken bir yandan bu nehir üzerinde inşa edilmiş köprüleri, bir yandan Prag kalesinin eşsiz siluetini, bir yandan da yanınızda yükselen her biri bir sanat eseri olan binaları izleyin. Benim foto kameram artık isyan edene kadar patlattı flaşlarını ardı ardına, beni güzelliği ile kör eden bu şehrin inadına flaşını dört bir yana yolladı.

Benim tanışıklığım eskidir bu sevgiliyle ama her zaman beni şaşırtmayı bilir sevgilim. Bu seferde içerisinde bulundurduğu güzelliklerini açtı bana. Vltava kıyısında yürürken bir köprüden geçilerek inilen küçük adacığı gördü gözlerim. Hadi sevgilim bir kaçamakta “Střelecký Ostrov” üzerinde yapalım dedim. Bu küçük adaya ayak basar basmaz Alice Harikalar Diyarı masalındaki gibi objeler büyüdü, ben küçüldüm; manzara muhteşemleşti, ben şaşırdım; sevgilim çağladı adanın etrafında ve ben ağladım.

Uzaktan izlemeye doyamadığım Çekçe adıyla “Karlův Most” ya da bilinen diğer adıyla Charles Köprüsüne doğru adımlarımı atarken Hz. Mevlana’nın Şeb-i Aruz’u misali heyecandan kalbim duracak sandım. Şehrin en eski, en sağlam ve en masalsı bu köprüsünü şu anda restorasyon halinde buldum. Ufak birkaç kusuru da kalsaydı, o kadar kusur kadı kızında da olur dedim içimden. Köprü üzerindeki bir çok muhteşem heykeli izleyerek köprüde bir o yana bir bu yana İsmail’ine su arayan Hz. Sara gibi koştum durdum. Gördüm ki köprünün iki ucunda yer alan kuleleri de ziyareti açmışlar. Girişte sizi karşılayan tarihi kostümlü görevlilerden bilet alarak şehre biraz daha yüksekten bakmak oldukça hoşuma gitti.
Bu kulelerin yüksekliği beni sarhoş etmiş olacak ki daha da yükselmek istedim. Ujezd adı verilen tepeye çıkmak istedim birden. Kurulmuş olan feniküler üzerinden tepenin zirvesine çıkmak mümkün. Zirvede sizi daha da yukarıya çıkmaya davet eden bir kule kurulmuş. Üç yüz küsur merdiven bana sorun değil derseniz daha da yükseklere çıkabilirsiniz. Tepe’de küçük bir kilise mevcut. Kilise bahçesinde Hz. İsa’nın çarmıha yürüyüşünde durduğu on üç noktayı gösteren büyük çizimleri olan duvarcıklar var. Kilisenin tam karşısında sihirli aynalarla dolu bir labirent göreceksiniz. Mutlaka girmenizi öneriyorum. İnsan sevdiğiyle kavuşunca hep ağlamaz ya biraz da gülüp eğlenmek gerekmez mi?
Labirent tarihi bir kaleyi andırıyor. İçerisine girince insanların kahkahalarını takip edin. Utanmadan sıkılmadan sizi şekilden şekle sokan aynalar karşısında atın en içten kahkahalarınızı. Gülmekten karnınıza ağrılar girince son koridora ilerleyin. Orada sizi 16. yyda İsveç ordularının Prag’a saldırısı sırasında Charles Köprüsü üzerinde olan savaşı betimleyen çok güzel bir tablo karşılayacak. Tabloya çok iyi bakın. Sanki o tablodaki her şey geçen asırlara rağmen halen aynı değil mi? Sanki sevdalınız olan bu şehir Ab-ı Hayatı içmiş kana kana. Labirentten çıkınca tepeden aşağıya inen yolu takip edin. Yol boyunca birbirinden güzel ağaçların gölgesinde piknik yapanları, Prag kalesini ve daha nice güzelliği seyre dalın. Yol üzerinde heykelleri dikili olan Çek yazarlara da bir selam vermeden geçmeyin.

Ne kadar çok gezdim karnım da çok acıktı diyorsanız, sevgilinizle beraber neden yemeğe çıkmıyorsunuz? Size önerim bu sefer “Staroměstské Náměstí” meydanına çok yakın olan “Havelská Koruna” restorana giderek Çek yemeklerini tadın. Merak etmeyin içerisinde domuz eti olmayan çok güzel yemekleri ve bir o kadar da farklı ve lezzetli tatlıları var. Size tavsiyem tatlılarına tatlı demeyin. Çeklere göre bize göre tatlı olan tatlıları aslında ana yemek olarak yenen ama sadece şekerli olan öğünler. Böylesi detaylarla canınızı sıkmadan sevgilinizle güzel bir gece geçirin. Şimdiden afiyet olsun.
Sabah çok geç olmadan uyanın. Saat başına denk gelecek şekilde “Old Town Square” ya da Çekçe adıyla “Staroměstské Náměstí” meydanına gidin. Orada sizi yüzyıllar öncesinden kalma Orloj (İngilizce ismiyle Clock Tower ya da Astronomical Clock) denilen yüksek mi yüksek bir saat kulesi karşılayacaktır. Saatler tam saati gösterdiğinde önce saatin üzerindeki küçük kapı açılıyor ve sırayla Hz. İsa’nın on iki Havarisini siluetleri sizi selamlıyor. Bir yandan da çanlar çalıyor. Tam bu kısacak gösteri bitince kulenin tam üzerinden bir borazancı üflüyor. İnsan kendini bir anda bambaşka bir yüzyılda buluyor. Yaklaşık sekiz lira vererek bu kuleye çıkmak mümkün. Kule hem içerden hem de dışarıdan göz kamaştırıcı. En üste varınca sevgiliniz olan bu şehri doyasıya izleyebilir, sevgiliniz saçlarını okşayabilirsiniz. Ona en son ama en güzel sözünüz “Miluju Prahu” – “Seni Seviyorum Prag” olsun.
Önemli haberleri kaçırma!
E-posta bültenine abone ol: