Antik İSTANBUL!

K.Ünsal Barış K.Ünsal Barış
01/01/2020 02:40
Günümüzde resmi makamların, turizmcilerin ve medyanın kullandığı ortak isim ve tanımlama ile; “Tarihi yarımada”yı terk edilmişlikten kurtarıp, artık sahiplenelim!
“Tarihi yarımada” tanımlaması bana biraz dışlanmış ve küçümsenmiş bir tanımlama gibi geliyor. O yarımada olarak tanımlanan kara parçası bir zamanlar;

Koskoca, Doğu Roma İmparatorluğunun başkenti,
Koskoca, Bizans İmparatorluğunun başkenti,
Koskoca, Osmanlı İmparatorluğunun başkenti olmuştur.  

Evet, metropol İstanbul’un hudutları zaman içinde “Antik İstanbul”un dışına taşmıştır. Hem de taşıyamayacağı kadar taşmıştır. Parti ve belediyelerin oy kaygıları, kurumsal ve bireysel ikbal merakı ve ihmalkarlık bugünkü garabet  sonucu doğurmuştur. Şimdi bizlere pirincin taşını ayıklamak düşüyor!

Bir zamanlar üç imparatorluğa başkent olan “Antik İstanbul”, Eminönü ilçesinin Fatih ilçesi ile birleştirilmesinden sonra, metropol İstanbul’un ilçesinden birisi durumuna düşmüştür.  

“Tarihi yarımada” diye tanımladığımız İstanbul metropolünün en değerli ilçesi olan Fatih İlçemiz ile ilgili dört önerim var.

ÖNERİ 1)

Günümüzde bu kara parçası artık tarihi yarımada olarak değil, “Antik İstanbul” olarak anılmalıdır, Tıpkı; “Antik Efes”, “Antik Bergama”, “Antik Side”, “Antik Hierapolis”, “Antik Perge” diye andığımız gibi. Doğru olan da budur.

Paris’i tanıyanlar bilirler, Paris’in merkezindeki “Antik Paris” günümüze kadar aynen korunmuştur ve korunmaya da devam edilmektedir. Paris’e gelen turistler, “Antik Paris”i bir açık hava müzesi olarak ve hayranlıkla dolaşırlar.

“Antik İstanbul” tanımlamasının kullanılması, İstanbul’un bu değerli kara parçasının dünyadaki ve tarihteki imajının vurgulanması, akılda daha kalıcı olması, daha kolay ifade kolaylığının olması açılarından, milli bir politikamız olmalıdır. Bu konu tüm ilgililerce gözden geçirilmelidir.    

Bir İstanbullu ve turizmci olarak, “Antik İstanbul”da dolaşırken, bazen kendimi gelişmiş ülke insanlarının yerine koyup, antik eserleri onların gözü ile görmeye ve değerlendirmeye çalışıyorum. Bazen kendimi, Doğu Roma İmparatorluğu veya Bizans İmparatorluğu veya Osmanlı İmparatorluğu döneminde yaşamış bir İstanbullunun yerine koyup, antik eserlerde tanık olduğum tahribat, çirkin yapılaşma, çevre kirliliği, başıboşluk ve ihmaller karşısında üzülüyorum.     

ÖNERİ 2)

Gönül isterdi ki, tarihte büyük sükse yapan ORIENT EXPRES benzeri hatlar;

İSTANBUL - PARİS,
İSTANBUL - BERLİN,
İSTANBUL - MOSKOVA,
İSTANBUL - BAKU

Arasında tekrar hizmete girsin. Yataklı, restoranlı, barlı, canlı müzikli, uydu TV’li, internet hatlı, hızlı ve sessiz çalışan, en son teknoloji ile donatılmış, lüks seferler kurulup, işletilsin, turizme yeni bir ivme katılsın.  

ÖNERİ 3)

Antik İstanbul’da nereyi kazsanız, tarih fışkırıyor. Burada yeni yapılaşmaya izin vermemek, arsa mülkiyet hakkını de durdurmak gerekir. Hatta “Antik İstanbul” arazisi kamulaştırılıp, CIT alanı olarak ilan edilip, korunmaya alınmalıdır.  

Her üç imparatorluk döneminden bizlere miras kalan tüm antik değerler, ciddi bir koruma altında tutulup, etraflarındaki eğreti ve dandik yapılardan arındırılması gerekir. Açılan alanların altında antik değerlere rastlanmaz ise de yeşil alanlara çevrilmelidir.  “Antik İstanbul”da yalnızca, antik mimari yapısına uygun, turizme yönelik, yüksek katlı olmayan yapı projelerine imar ve işletme ruhsatı verilmelidir.     

ÖNERİ 4)

“Antik İstanbul” için bir danışma kurulu oluşturulmalıdır. Bu kurula; Kültür Bakanlığı, Metropol Belediye, Fatih İlçe Belediyesi, Türk Tarih Kurumu, Tarihi Eserler Genel Müdürlüğü, Üniversite temsilcileri, TURSAB, ve TUROB’dan temsilciler katılmalıdır.

Kurul, antik İstanbul ile ilgili stratejik konularda çalışmalar yapıp, hükümete ve belediyeye öneriler sunmalıdır. Antik İstanbul ile ilgili her türlü proje için bu kurulun görüşü alınmalı ve bu kurulun % 70 çoğunluğunun onayından geçmeyen hiçbir proje gerçekleşmemelidir. Bu kurul periyodik toplantılar yapmalıdır.

Sonuç olarak

İnsan içinde İstanbul sevgisi olmaz, tarih sevgisi olmaz, sanat sevgisi olmaz, insan sevgisi olmaz, hizmet sevgisi olmaz, misyon olmaz, vizyon olmaz, bol laf üretilip, yalnızca bireysel ikbal peşinde koşulursa, rahmetli Çelik GÜLERSOY gibi değerler yetişmez ve görev almazsa, “Antik İstanbul”un ihmal edilmesi olağan bir sonuç olur.    

Bu güzel antik kentimizi rahmetli Fatih Sultan Mehmet ve şanlı şehitlerimiz 1453 yılında fethederken, rahmetli Mustafa Kemal Atatürk ve şanlı şehitlerimiz 1923 yılında kenti düşman işgalinden kurtarırken, torunları güzel “Antik İstanbul”u ihmal içinde yüzdürsünler diye mi hayatlarını tehlikeye atmışlardı?  

Her üç imparatorluk döneminde de İstanbul el üstünde tutulup, bir elmas gibi işlenirken, biz Cumhuriyet Çocuklarının gösterdiği ihmal sonucu, “Antik İstanbul” bu gün bir köy görüntüsüne sahip olmuştur.      




Önemli haberleri kaçırma!

E-posta bültenine abone ol:

Merak etme spam mailler gelmeyecek.