“Işıklı Kabir”, “Güzel Kokulu Yer” ; Bursa - Yeşil Türbe
Bursa’nın merkezindeyim şu an. Karşımda uzanıyor koca kent; kıvrımlı yollarıyla. Sağımda Yeşil Camii; haklı olduğu şöhretini daha da kanıtlamak istercesine başka bir ihtişamlı geliyor gözüme. Solumda ise Yeşil Türbe; o ünlü kapısı sonuna kadar aralanmış “yeşil yeşil” bakıyor gözlerimin içine . Ölümü bekleyen ya da elbet bir gün öleceğini bilen bir Osmanlı padişahının, ebedi uykusunu sürdürdüğü o muhteşem yapının hemen önündeyim.
Yeşil Türbe’nin mimarı Bursa’nın eski yöneticilerinden olan Hacı İvaz Paşa’dır. Aslında Tokat doğumlu olan Hacı İvaz Paşa, Bursa’ya o kadar büyük hizmetler etmiştir ki herkes onun Bursa doğumlu olduğunu sanar. “Doğduğun yer mi? Doyduğun yer mi?” derler ya, O doyduğu yeri evi bellemiştir. Eserleri arasında Yeşil Türbe’ye ayrı bir önem atfettiği, eserinin muhteşemliğinden anlaşılır. Nitekim türbe ile ilgili bilgilere bakıldığında; en dar yüzü 7,64 m., en geniş yüzü 10,98 m. olan sekizgen prizma bedene sahiptir. Bu yönüyle Selçuklu mimar özelliğini en iyi şekilde temsil eden yapılar arasında gösterilir. Türbe, tümel cepheler (tüm cephelerin açılımı) olarak ele alındığında, kubbe, kasnak ve beden duvarları olarak üç kütlesel mimari elemandan oluşmaktadır. Türbenin cephesinde dikkati çeken bir diğer öğe mermer çerçevedir. Bu çerçeve, cephelerin birleştiği köşeleri, su basmanı ve sivri kemerlerin etrafından dolaşarak saçaklığı çevrelemektedir. Pencereler mermer sövelerle çevrelenmektedir. 88.888 metrekarelik sekizgen prizma, gövdeden zemine ve aşağıya da devam ederek mezar dairesini oluşturmaktadır. Evet; görüldüğünün aksine türbe iki katlıdır. Mumyalık olarak da tanımlanan bu kat, üç bölüm ve beş gözden oluşur. Naaşların bodrum katına saklanırcasına yerleştirilmesinde, Fetret Devri’nde Karamanoğullarının Yıldırım Bayezid’in mezarını açarak naaşını yakma girişiminden alınan acı tecrübenin şüphesiz büyük tesiri vardır. Yapının doğu cephesindeki bir geçitten girildiği belirlenen bu gizli bölüm, 1942 yılındaki tamirat sırasında bulunmuştur. Bodrum katında araştırma yapan Albert Gabriel ve Kâzım Baykal, naaşların toprağa gömülmek yerine tabutlarıyla beraber mekânın sert zeminine bırakıldığını; tabutların da zamanla çürümesi sebebiyle Çelebi Mehmet’in kemiklerinin dağınık olarak zemine temas eder bir hâlde durduğunu bildirmişlerdir. Daha sonra bu anlamda bir düzenleme çalışması yapılmışmıdır bilmiyoruz.
“Çelebi” ünvanının anlamı, okuma yazma bilen, medreseli ya da eşit tahsilli kişiler için kullanılan bir ünvan idi. İyi eğitimli bir padişah olma özelliğini taşıyan Çelebi Mehmet ayrıca pekçok savaşa katılarak cesaretini de sergilemiştir. Nitekim onunla ilgili edinilen bilgiler arasında 24 savaşa katıldığı ve bu savaşlarda 42’ye yakın kılıç, ok ve mızrak yarası aldığıdır. Ancak bu kadar fazla savaşa katılan ve yaralar alan padişahın ölümünün nedeni av merakı olacaktı.
Mayıs 1421. Kışı Bursa’da geçiren Çelebi Mehmet ilkbaharın gelmesiyle Gelibolu üzerinden Edirne’ye geçer. Nitekim dedelerinin de olduğu gibi ava meraklı olan Çelebi, onların avlandığı mekanda avlanmaktan ayrı bir keyif alır. Ancak sonunun burada olacağından habersizdir. 26 Mayıs tarihinde çıktığı avda bir domuz görür. Domuzu izleyen padişah atı üzerindeyken sara nöbetine tutulur ve atından düşer. Askerler koşuştururlar, padişahlarını kaldırırlar. Derhal Edirne sarayına taşınan Çelebi Mehmet’in durumundan şüphelenen asker, büyük bir heyecana kapılmış ise de bu heyecanı yatıştırmaya muvaffak olan devletin ileri gelenleri onu hayatta ve sağlıklı imiş gibi gösterebilmişlerdi. Hükümdarlarının hayatta ve sağlıklı olduğunu gören asker ise sevinmişti. Ancak kötü haber tez ulaşır sınırdan öteye. Dönemin Bizans İmparatoru haberi alır almaz güya padişahın hal hatırını sormak için bir elçi gönderir. Ancak vezirler sultanın hasta olduğunu, iyileştiğinde kendilerini kabul edeceğini bildirirler. Ancak elçi Leondari Dimitrios bir şekilde sultanın öldüğünü öğrenir ve deniz üzerinden Konstantiniyye’ye varır. Çelebi Mehmet’in öldüğün de 43 ya da 47 yaşında olduğu kaynaklarda geçmektedir.
“Tez oğlum Murat’ı getirin. Ben bu döşekten kalkamam. Murat gelmeden ölürsem fitne çıkar. Tedarik getirin, ölümümü gizleyin.” Bu sözler hasta döşeğinde yatan Çelebi Mehmet’in sözleridir. Fetret Dönemi’nin tüm çirkinliğini yaşayan bir padişah olarak Çelebi Mehmet’in en korktuğu şey oğulları arasında çıkacak ve devleti yok oluşa sürükleyebilecek bir taht kavgasının vuku bulmasıydı. Nitekim ölmüş bedeni vezirleri tarafından 42 gün saklandı ve nihayetinde ölmeden 40 gün önce tamamlanmış Yeşil Türbe’ye defnedildi.
Şuan Bursa’nın en önemli ziyaret yerleri arasındadır Yeşil Türbe. Türbenin etrafı Bursa’yı özetler; yeşil selviler, çınarlar ve bakırlar satan satıcılar. Türbenin çevresinde dinlenebileceğiniz, dinlenirken de acı kahvenizi yudumlayabileceğiniz pekçok mekan var. Kırk yılın hatrı olsun diye, buradaki tarihi atmosferin için de bir acı kahve öneririm. Kahvenin ardından türbenin arka tarafında bulunan ve yakın geçmişimize ait günlük eşyalar satan dükkanları da gezmeyi unutmayın.
Emin olun Yeşil Türbe’nin etkisini uzun süre unutamayacaksınız...
Önemli haberleri kaçırma!
E-posta bültenine abone ol: