Turizmde zor kararlar alma zamanı

2019 yılında tarihindeki en yüksek turist sayısına ulaşan ülkemiz; takip eden 2020 yılı için otuz beş milyonluk bir hedef ortaya koymuştu. Tüm tahminleri altüst eden pandemi koşulları çerçevesinde, sözkonusu sayısal hedeften %90’ı aşan oranda bir olumsuz sapmayla; yirmi beş milyar doları aşkın gelir kaybına uğrayan Türkiye, eşzamanlı olarak sektörde ağır istihdam aşınmasına şahit oldu. Nitekim, bu olumsuz gelişmeler andacındaki ülkemiz, altıncı sırada yer aldığı “turizmde ilk on ülke sıralaması”nda, 2020 sezonu sonunda klasman dışı kaldı.

21/01/2021 13:35
Turizmde zor kararlar alma zamanı

Prof. Dr. Murat Ferman

Turizm Bakanı’nın önümüzdeki sene için “V tipi düzelme” öngörüsü ile “otuz milyonu aşkın turist ve yirmi iki milyara yaklaşan gelir” hedeflerinin; iyimserlik dozu yüksek bir platformda formüle edildiğini düşünüyoruz. Belki de şimdi ön plana çıkarılması gereken; “konjonktürel iyileşme/düzelme” perspektifinden ziyade, sektörün önünü açacak, hatta KAPSAYICI BİR REVİZYON ekseninde duruma vaziyet edilmesi ve yapısal eleştiri temelli İSLAHAT ÇALIŞMALARI’nın uygulamaya alınmasıdır.

Turizm sektörünün ülke ekonomisindeki tartışılmaz ağırlık ve katkısı, geçen yılki ödemeler dengesi rakamları üzerinde ortaya çıkan olumsuz tablo temelinde bir kere daha görülmüştür. Türkiye’nin büyüme modelinde turizm dinamiğinin üstlendiği kritik rol ortadadır ve önümüzdeki dönemde aynı stratejik önemin, artarak devam edeceğini biliyoruz.

O halde, turizm sektörünün rekabetçi analiz ve gelişmelere, belki de en yakın duran “katma değer jeneratörümüz” olması gerekiyor. Genel-geçer bir ifadeyle, “zor, oyunu bozar” ve kriz zamanları; gerçeklik dozu yüksek / ayakları yere basan değerlendirmeler için en verimli konjonktüre işaret eder:

Türkiye’ nin rekabetçi turizm yatırımlarına yönelmesi ancak kırk yıllık bir geçmişe sahiptir; özellikle 80’li yılların ikinci yarısı ile 90’larda yoğunluk kazanmıştır. Sektörün çıkış noktası “teşvikli yatırım” olmuş ve bugüne kadar söz konusu mekanizmanın en yaygın kullanıldığı alanların başında her daim turizm yer almıştır. İyiniyetli yaklaşımların hakim olduğuna inancımızı korumakla beraber, tüm benzeri teşvik temelli yaklaşımlarda görülen sıkıntı ve perspektif kaymalarından muaf bir gelişime işaret edilemez; “araç” olması gereken teşvik sistemi, “amaç” ile karıştırılınca, bilhassa YANLIŞ ÖLÇEKLİ YATIRIMLAR adeta sistematik hata haline sokulmuştur. “Daha fazla yatak sayısı; daha geniş alan-daha yüksek teşvik” yanıltıcı formülü, kıt kaynakların israfını gündeme getirmiştir.

Gene, uzun soluklu ve gerçekçi rekabet analizlerine dayanmadan acele surette “çatılıveren” İŞ MODELLERİ; katma değer oluşturma yerine “günü kurtarma ve çarkı çevirme eksenli açılımlara” sektörü, adeta mahkum etmiştir. Hiç şüphesiz, HERŞEY DAHİL modeli, bu kapsamda verilebilecek en iyi örnektir ve bugüne değin sağlayıp/sağlayamadıkları ortadadır!

Adeta “fanusa kapanmayı kabul ederek”; turizmin çoğaltan etkilerini (esnafa ciro; kültürel dolaşım; sosyal zenginleşme, vb.) sıfırlamaya razı bir profil hakimiyetinde gelinen nokta, turist başına harcamada yıllardır sekizyüz doları aşamayan gelir düzeyidir. Ülkenin turizm potansiyeli, herhalde bu iş modelinden daha iyisini tasarlama ve gereğini icrada, bizlere yeterli zemini sağlama zenginliğine sahiptir.

Uluslararası turizm acentaları nezdinde iskontolu ve toplu satışlar çerçevesinde oluşturulmuş FİYATLANDIRMA ve pazarlık gücümüzü, artık ciddi biçimde sorgulama zamanıdır.

Potansiyel yerli müşteriye, yabancının fiyatlandırma yaklaşım ve süreçlerinin dışında, vatandaşları tarafından “istismarcı” olarak algılanan uygulamaların sektöre yapışıp, kalması engellenmeli; “ihracat yolu ile fakirleşme” sendromunun turizm alanında kökleşmesine cevaz verilmemelidir.

Kalifiye ve yarı-kalifiye YETİŞMİŞ İNSAN faktörünün önemi sadece sözde değil, uygulamada ispat edilmeli; bilhassa gençlerin sektörde serpilmeleri için gerekli anlayış ve uygulamalara yaygınlık kazandırılmalıdır.

Pazarlama biliminin gösterdiği üzere, turizm alanında ihtiyaç duyulan ve kısa sürede gereği yerine getirilmesi şart olan süreç; YENİDEN KONUMLANDIRMA’ dan ibarettir.

Bu yola girildiğinde, mevcut kriz perdesinin arkasına saklanarak; “kurban rolüne soyunarak” ve aslında problemin ana dinamikleri arasında yer aldığını perdeleyen birtakım manevralar ile günü kurtarmaya çalışanlara fırsat; kimi “zombi kurumlara zoraki hayat” şansı vermemeyi, peşinen kabul etmek gerektiğini de unutmayalım.


Önemli haberleri kaçırma!

E-posta bültenine abone ol:

Merak etme spam mailler gelmeyecek.

İlginizi Çekebilir